E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

ÇEŞİTLİ MESELELER

Yusuf Kerimoğlu

ANKARA'dan Mustafa ÖZGÜN/ Mektubunuzda "Son yıllarda nazari veya pratik açılardan, sünnetin değerini konu alan değişik eserler yayınlandı. Mısırlı M. Ebu Reyye'nin, bu konuyla ilgili (...) isimli eseri, bazı arkadaşların mütevatir sünnetleri bile inkar etmelerine sebeb oldu.(...) Mütevatir sünneti inkar etmenin hükmü nedir? Meşhur bir hadis-i şerifi, getirdiği hükümden şüphe ettiği veya ravisine güvenmediği için reddedenlerin durumu nedir? Ehl-i sünnet olmadığını söyleyen bir kimseye, hangi vasfı vermemiz gerekir?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Kur'an-ı Kerim'de; peygambere (sav) itaat, muhkem ayetlerle farz kılınmıştır. Mütevatir sünnet, bizzat Resul-i Ekrem (sav)'den işitilmiş hüküm mesabesindedir. Zaruri ilmi ifade eder. Mütevatir sünneti inkarı, küfre mucip olan bir cürümdür. (1) Meşhur bir hadis-i şerifi; şahsi kanaatine göre veya ravilerinden şüphe ettiği için inkar eden mükellefe, mübtedi vasfı verilir. Dürri'l Muhtar'da: "Bid'at, Peygamber (sav)'den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir. Fakat bu inat sebebiyle değil, bir nevi şüphe iledir. Bizim kıblemize dönenlerden hiçbirisi bid'at sebebi ile tekfir edilemez." (2) hükmü kayıtlıdır.Ehl-i sünnet ve'l cematten ayrılan fırkalara mensup olan kimseler, inanılması zaruri olan hükümleri inkar etmedikleri müddetçe, ehl-i kıble vasfını muhafaza ederler. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

MALATYA'dan Zeki KARTAL/Mektubunuzda "Türkiye'de son yıllarda; İslam hukukunun hükümlerini irtica, bu hükümleri savunan kimseleri mürteci ilan eden bürokratlar, keyfi uygulamalarda bulunmaktadırlar. Şehrimizde mü'min kadınların tesettürü savundukları için, bazı kardeşlerimiz tutuklanmışlardır. Bu hadiseden sonra Müslümanların; azimetle veya ruhsatla amel etmeleri meselesi, tartışma konusu haline gelmiştir.(...) Azimet nedir? Ruhsatın mahiyeti ve sınırları, her Müslümanın şahsi kanaatine göre değişir mi? Müslümanlar hakkı söylemek veya gizlemek hususunda, diledikleri gibi hareket edebilirler mi? Bu hususta hiçbir ölçü yok mudur?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Emanet hükmünde olan teklifleri, usul ve kaidesine göre eda etmeye azimet denilir. Semavi veya mükteseb bir ehliyet arızası sözkonusu olur ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetinde hafifletici bir hüküm bulunursa, ruhsat gündeme girer. (3) İbn-i Abidin "Reddü'l Muhtar" isimli eserinde, azimet ve ruhsat meselesini şöyle izah etmiştir:" Ruhsat: kulların özürlerine binaen meşru olan şeydir. Mukabili azimettir. Azimet: aslı kulların özürlerini itibara almadan meşru olan şeydir. Ruhsat ile azimetin tarifinde essah olan kavil budur. Bunu bahır sahibi söylemiştir. Ruhsat iki nevidir: ruhsat-ı iskat, ve ruhsat-ı terfih" (4) Ruhsat-ı iskat: azimet ile amel etmeyi ortadan kaldıran bir özürdür. Mesela: domuz etini yemek veya şarap içmek haramdır. Ancak açlıktan veya susuzluktan ölme noktasına gelen bir mükellef için durum farklıdır. O anda haram hükmü, zaruret sebebiyle mübah haline gelir. Dolayısıyple mükellefin ruhsat-ı iskatla amel etmesi ve ölümden kurtulması zaruridir. (5) Ruhsat-ı Terfih'te ise durum farklıdır. Mükellefin, ruhsatla veya azimetle amelden birisini tercih etmesi mümkündür. Mesela: Mest giyen bir kimse; her abdest alışında, mestlerini çıkarıp, ayaklarını yıkayabilir. Bu şekilde amel etmesi azimettir. Mestleri üzerine meshederse, ruhsat-ı terfih ile amel etmiş olur. Hakkı söylemek veya sükut etmek, mükellefin içinde bulunduğu şartlara göre değerlendirilmesi gereken bir ameldir. Meşru bir mazeret olmadığı müddetçe, İslami hükümlerin mükelleften gizlenmesi caiz değildir. Bu keyfiyet "Hakikat indirdiğimiz o açık açık ayetlerimizi ve hakikati -biz kitapta insanlara pek aşikar bir surette bildirdikten sonra- gizleyenler (yok mu?). İşte onların hali!.. Onlara hem Allahu Teala (cc) lanet eder, hem de lanet etmek şanından olanlar lanet ederler" (El Bakara Suresi: 159) ayetiyle sabittir. Meşru bir mazereti olmayan ve kendisine sorulan meselenin hükmünü bilen kimse, muhatabından bunu gizlerse, nassla sabit olan cezaya müstehak olur. (6) Resul-i Ekrem'in (sav) "Bildiği şeyden sorulup da gizleyen kimseyi Allah (cc) kıyamet gününde, ateşten bir gemle gemleyecektir"(7) buyurduğu ve mü'minleri ikaz ettiği sabittir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İslami hükümlerin dos-doğru olarak tebliğ edilmesi azimettir. Sultandan (iktidar sahiplerinden) veya kuvvet sahibi kimselerden (çektelerden) gelen ikrah, azimetle ameli ortadan kaldırabilir. Bu durumda mükellefin, ruhsatla amel etmesi mümkündür. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam Abdülaziz El Buhari-Keşfu'l Esrar-İst.: 1307 C: 3 Sh: 688 vd, Ayrıca Molla Hüsrev-Mir'at el Usul Şerhu Mirkat El Vüsul-İst.: 1308 C: 2 Sh: 8.

(2) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: 1982 C: 2 Sh: 409.

(3) İbn-i Hümam-Kitabu't Tahrir-Kahire: 1350 C: 2 Sh: 228 vd, Ayrıca İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire:1979 (2 Bsm) Sh: 545 Madde: 1608.

(4) İbn-i Abidin-A.g.e. C: 1 Sh: 419.

(5) İmam-ı Kasani-El Bedaiu's Senai- Beyrut: 1974 C: 1 Sh: 61 vd.

(6) İmam Ebu Bekir El Cessas-El Ahkamu'l Kur'an-Beyrut: 1335 C: 1 Sh: 125.

(7) Sünen-i Ebu Davud-İst.: 1401 C: 4 Sh: 67-68 Had. N0: 3568