Korkulu eğitim

BOLU

Bolu'da 12 Kasım depremini yaşayan Gölyaka İlçesi ile felaketi yaşamayan Mudurnu, Seben, Kıbrıscık, Yeniçağa, Akçakoca, Gerede, Dörtdivan ve Göynük ilçelerinde okullar bugün açılıyor.

Bugün okula başlayacak çocukların aileleri tedirgin olduklarını, çocuklarının okula gitmek istemediğini belirtiyorlar. Depremi yaşayan Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'da ise depremde hasar gören okullarda hasar tesbit çalışmaları sürüyor. Bölgede hayat normale döndükten sonra eğitime çadır dersliklerde başlanacağı bildirildi. Okullarda öğrenime başlama tarihi ise daha sonra belirlenecek.

520 ÖĞRETMEN TAYİN İSTEDİ

Bu arada deprem felaketinden sonra, bölgede görev yapan 520 öğretmen başka illere tayinini istedi. Bu öğretmenlerden 28'inin tayin kararnamesi geldi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre yetkililer Milli Eğitim Bakanlığı'na, tayini acil olmayanların tayinin çıkarılmaması yönünde bir yazı yazdıklarını, tayin isteyen 520 öğretmenin tayinin çıkması durumunda ise bölgede oluşacak öğretmen açığının kapanamayacağını belirttiler.

Bolu bölgesindeki 100 bin öğrenciye karşılık, 4 bin 960 öğretmen görev yapıyor.

Karamürsel sahili tehdit altında

KARAMÜRSEL

17 Ağustos'taki depremde 2 kilometrelik sahil şeridi çöken ve büyük hasar gören Karamürsel'de sahil alanının yeniden kullanılabilir hale getirilmesi için 1 trilyon liraya ihtiyaç olduğu bildirildi. Belediye Başkanı Sadettin Özalay, yaptığı açıklamada, depremin ilçelerinde büyük oranda hasar meydana getirdiğini belirterek, çay bahçeleri ve dinlenme tesisleri bulunan sahildeki 2 kilometrelik şeridin tamamen çökerek su altında kaldığını söyledi.

Depremde yaklaşık 3 bin metrekarelik arazinin su altında kaldığını ifade eden Özalay, büyük bölümü dolgu toprak olan sahili, deniz dalgalarının her geçen gün daha fazla tahrip ettiğini belirterek, 'Bu alanda bulunan ağaç ve süs bitkileri denize sürüklendi. Söğüt ve çınar ağaçları birer birer devrildi' dedi.

Deprem sonrası, onarım isteyen belediye binasını boşalttıklarını da anlatan Özalay, şöyle konuştu:

'Binamız da, deniz sularının tehditi altında. Deprem ve deprem sonrası tahrip olan sahilin onarımı konusunda, ilgili bakanlıklara başvuruda bulunduk. Bu sahil alanlarının kullanılabilir hale getirilmesi için, yaklaşık 1 trilyon liraya ihtiyaç duyulmaktadır. Oysa belediyemizin imkanları son derece sınırlıdır. Sahil dolgusunun daha fazla kaymasını önlemek için Kaymakamlıkla birlikte taş tahkim çalışmasına başlayacağız.'

03.00 sendromu

KOCAELİ

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Yıldız, fiziki şartların da etkisinde kalan korku içindeki depremzedelerin uyuyamadıklarını söyledi.

Yıldız yaptığı açıklamada, 17 Ağustos'taki depremin şiddetini yaşayanların, depremin gece saatlerinde meydana gelmesi nedeniyle kendilerini çaresizlik içinde hissettiğini ve bu durumunda büyük korku oluşturduğunu kaydetti.

Bölgede yaşayanların, fiziki şartlarının yetersizliğinin günlük hayatı olumsuz etkilediğine değinen Yıldız, 'Depremzedeler, fiziki şartlar ve deprem korkusu yüzünden uyuyamıyor. Olası deprem korkusu, düzensiz uyumaları oluşturuyor. Bu da, günlük hayata olumsuz etki yapıyor. Gece yarısı olan büyük deprem, insanlarda çaresiz kalma duygusu doğurdu' diye konuştu.

Depremin meydana geldiği saatin meydana getirdiği izler konusundaki gözlemlerini de aktaran Yıldız, şöyle devam etti:

'Gafil avlanma duygusuna kapılan depremzedeler için depremin meydana geldiği saat, adeta sendroma dönüşüyor. Depremin olduğu saat olan 03.00'e kadar uyumayan veya bu saate kadar uyuyup bu saatte kalkan insanlar var. Artçı sarsıntıların da sürekli devam etmesi uyku problemlerini beraberinde getirdi. Beyin yeterince dinlenmediği için yorgunluk, enerji düşüklüğü, işe karşı isteksizlik, baş ağrıları, konsantrasyon bozukluğu veya aşırı dikkat isteyen işlerde başarısızlık ortaya çıkıyor.'

Doç. Dr. Yıldız bu sorunla karşı karşıya bulunanların öncelikle güvenli bir yerde barınmaları gerektiğini ifade ederek, bu durumdaki depremzedeler için, 'psikoterapi veya bazı ilaçlarla tedavi' imkanı bulunduğunu da sözlerine ekledi.

Yeni sismik gemisi alınacak

ANKARA

Marmara Bölgesi'nde 17 Ağustos tarihinde meydana gelen depremin ardından gündeme gelen yeni bir sismik araştırma gemisinin teminine yönelik alım, Yüksek Planlama Kurulu'nun (YPK) gündemine geldi.

Edinilen bilgiye göre, Maden Teknik Arama Enstitüsü'nün (MTA) teklifi ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın da (DPT) onayı doğrultusunda YPK'nın gündemine getirilen gemi alımına yönelik kararın, önümüzdeki günlerde ilgili bakanların imzasına açılacağı öğrenildi.

Bu doğrultuda MTA'nın satın alacağı bir adet 3 boyutlu araştırma gemisi için YPK'dan da yatırım izni çıkması halinde, söz konusu gemi alımı için çalışmalara başlanacak.

MTA Genel Müdürü Cengiz Atak, yaklaşık 15 milyon dolara mal olması planlanan yeni sismik araştırma gemisinin, Denizcilik Müsteşarlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile MTA'nın da yer alacağı bir komisyon tarafından yürütüleceğini bildirdi. Atak, komisyonun yapacağı çalışmalardan sonra özellikleri belirlenecek olan teknik donanımı yüksek geminin, bir yıl içinde Türkiye'de hizmete alınmasının mümkün olabileceğini söyledi.

Camilerin 7.4'te yıkılmaması Japonları şaşırttı

İSTANBUL

17 Ağustos'taki 7.4'lük depremde Gölcük'teki 23 camiden 22'sinin yıkılmadığını tespit eden Japon deprem ekibi, camilerdeki minari yapıyı mercek altına aldı.

Tokyo Üniversitesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nden Prof. Toshimi Kabeyasawa, İTÜ'deki uluslararası deprem konferansında, 17 Ağustos'tan bu yana deprem bölgesinde elde ettikleri bulguları açıkladı.

Gölcük'te 23 camiden fayın tam altından geçtiği tek caminin yıkıldığını ifade eden Prof. Kabeyasawa, "Etrafları yıkılırken camiler ayakta kalmış. Performansları çok iyi. Bunun sebebini bilmiyoruz. Mimari özelliklerini araştırıyoruz. Camiler ve minarelerde mikro sarsıntıyı, periyotlarını 10 gün daha ölçeceğiz" dedi.

Gölcük depreminde hasar gören bütün yapıları incelediklerini söyleyen Kabeyasawa, özellikle camilerin tamamının ayakta kalmasının dikkat çekici olduğunu ve araştarmalarını cami mimarisi üzerinde yoğunlaştırdıklarını kaydetti. Gölcük'ün güneyinde minareler yıkılırken, kuzeyinde minarelerin de sağlam kaldığına dikkat çeken Prof. Kabesayawa, bunun deprem hareketinin özelliğinden kaynaklanmış olabileceğini söyledi. Kabeyasawa, 10 yıldır İstanbul'daki Ayasofya ve diğer tarihi camileri ve minarelerinin mimarisini deprem açısından incelediklerini dile getirdi.

Varoşlarda "kız kaçırma" hala gözde

İSTANBUL

İstanbul'da jandarmanın sorumluluk alanındaki ilçelerde son 5 yıl içinde çoğunluğu evlenme vaadiyle olmak üzere 237 kız kaçırma, bir de erkek kaçırma olayı gerçekleşti.

İl Jandarma Komutanlığı'ndan alınan bilgiye göre, Ümraniye'nin Aşağı Dudullu, Sarıgazi, Reşadiye, Yukarı Dudullu, Alemdağ, Ihlamurkuyu, Çekmeköy ve Ömerli semtlerinde son 1994 yılından bu yana 59'u 'evlenme vaadiyle veya anlaşarak', 14'ü 'zorla', 1'i 'araçla evine götürme bahanesiyle' ve 1'i de 'film çevirmek vaadiyle' olmak üzere toplam 75 kız kaçırıldı.

Ümraniye'yi 26 kız kaçırma olayıyla Pendik izledi. Pendik'in, Şeyhli, Kurtköy, Sülüntepe, Kurtdoğmuş, Harmandere, Emirli, Göçbeyli, Yenişehir ve Ramazanoğlu semtlerinde kaçırılan bu kızlardan 22'si 'evlenme vaadi'ne kanarken, 4'ü de 'zorla' yuvalarından kopartıldı.

Pendik'i, 25 kız kaçırma olayıyla da Silivri takip etti. Silivri'nin, Kamiloba, Kurfallı, Celaliye, Değirmenköy, Danamandıra, Çayırtepe, Ortaköy, Akören, Beyciler, Büyükçavuşlu, Çantaköy, Kavaklı ve Seymen beldelerinde kaçırılan kızlardan 20'si 'evlenme vaadi'ne kandı. 5 kız ise 'zorla' kaçırıldı.

Jandarmanın sorumluluk alanlarından olan Beykoz, Büyükçekmece, Çatalca, Eyüp, Gaziosmanpaşa, Kartal, Sarıyer, Şile ve Tuzla ilçelerine bağlı çeşitli semtlerden de yine aynı dönem içerisinde toplam 111 kız kaçırma olayı gerçekleşti. Bu kızlardan 96'sı 'evlenme vaadi' ile ailelerinden ayrılırken, 15'i de 'zorla' kopartıldı.

KIZ ERKEĞİ KAÇIRDI

Silivri'de ise, 33 yaşındaki Aynur Kaya'nın, evlenmek bahanesiyle 28 yaşındaki Ahmet Gürtuna'yı silah zoruyla 29 Haziran 1999 günü kaçırdığı jandarma kayıtlarına girdi.

Rızaen ve zorla kaçırma olaylarının sonuçlarına ilişkin ellerinde bir kayıt bulunmadığını belirten jandarma yetkilileri, ancak ailelerin ikna edilmesi suretiyle 'anlaşarak kaçma' olaylarının büyük çoğunluğunun evlilikle sonuçlandığını vurguladılar.

KIRSAL KESİMLE İÇ İÇE YAŞAM

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli, evlenme vaadiyle kız kaçırmaların özellikle kent kültürüne taşınmamış ya da kente taşınmış, ancak halen kırsal kesimle iç içe yaşayan ailelerde meydana geldiğini vurguladı. Doç. Dr. Verimli, zorla kız kaçırmaların, kent kültürü yerleşmemiş düşünceden kaynaklandığını söyledi.

Doç. Dr. Arif Verimli, ailelerin karşı çıkması üzerine meydana gelen kaçırma olaylarının, yine kent kültürünü henüz yerine getirmeyen, tarım kültürü ile yaşayan ailelerin, daha çok çocuklarının geleceğini kendilerinin belirleme isteğinin neden olduğunu bildirdi.

Kız kaçırma olaylarının daha çok hürriyetçi olmayan, kişiliğe saygı duyulmayan toplumlarda görüldüğünü belirten Doç. Dr. Verimli, 'İnsana insanca değer vermediğimiz için toplumumuzda kız kaçırma olaylarına sıkça rastlanıyor. Bir kızı ya da kadını arzusu hilafına kaçırmak çok büyük suç olmalı. Ailenin vermemesi de çok büyük suçtur' dedi.

Türkiye'deki gibi kız kaçırma olaylarının özellikle Ermenistan, çok az da İran'da görüldüğüne dikkati çeken Doç. Dr. Verimli, ülkemizde ve bu gibi ülkelerde kız kaçırmanın 'toplumsal bir olay' olarak görüldüğünü söyledi.

Doç. Dr. Verimli, Amerika ve Almanya gibi ülkelerde, hürriyet ve kişiliğe saygı duyulmayan suçların hukukta ve özellikle toplum gözünde de büyük suç sayıldığını sözlerine ekledi.