Zahit Akman'a ödül

ANKARA

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği'nce (RTGD) verilen 'TV Oskarları' ödüllerini kazananlar açıklandı... Kanal 7'de "Haftasonu Haberleri"ni sunan Zahit Akman da ödüle layık bulundu.

RTGD Başkanı Kenan Macit, Sheraton Oteli'nde düzenlediği basın toplantısında hayatını kaybeden gazetecileri ve sanatçıları saygıyla andı. 'TV Oskarları' ödüllerinin ilk kez 1978 yılında verildiğini belirten Macit, ödüllerin artık bir 'klasik' haline geldiğini söyledi.

Kenan Macit, ödül kazananları, gerekçeleriyle birlikte şöyle açıkladı:

Aynı evi paylaştığı arkadaşının depremde can vermesi haberini aktarırken, habercilik ruhunu kaybetmeyen TGRT muhabiri Yüksel Evren,

- Her alanda unutulmaya yüz tutan değerleri insani özellikleri ile aktarmasından dolayı 'Bir Yudum İnsan' programı (ATV),

- Sabah kuşağında özellikle ev hanımlarına yönelik sağlık ve yemek programı ile 'Pınar'ın Yemek Zevki' (TGRT),

- 'Suretteki Sır' belgeseli (TRT),

- İl il yurdu gezip çeşitli konuları işleyen ve izleyicinin beğenisini kazanan 'Gezelim Görelim' programı (TRT),

- Anadolu basınına yönelik programları dolayısıyla NTV Yurt Haberleri Müdürlüğü,

- Hafta sonu haberleri (Zahit Akman) ve siyah-beyaz programları ile Kanal 7,

- Bolu Valisi'nin depremzedeyi tokatlamasını görüntüleyen Doğan Haber Ajansı kameramanı Ersin Ercan,

- Çadırkent'te yanan bebek görüntüsünü çeken CNN Türk kameramanı İsmail Velioğlu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Erzurumlular da çadır bekliyor

ERZURUM

Erzurum Valisi Derya Kadıoğlu, Doğu Anadolu bölgesinde Cuma günü meydana gelen depremde, 25 köyde hasar meydana geldiğini ve başlatılan hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.

Kadıoğlu, deprem bölgesinde hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini, ancak ilk bilgilere göre Şenkaya ilçesine bağlı 25 köyde hasar meydana geldiğini ve yaklaşık 300 konutun oturulamayacak halde olduğunu açıkladı. İlk belirlemelere göre, 60 büyükbaş hayvanın telef olduğunu, bu rakamın artabileceğini kaydeden Kadıoğlu, bölgedeki depremzedelere ait büyük ve küçükbaş hayvanların Erzurum Et ve Balık Kurumu tarafından alınması için çalışmaların başladığını bildirerek,'Kombina yetkilileri bölgeye gittiler. Alımlar konusunda çalışmalar yapıyorlar' dedi.

Ordu birliklerinden temin edilen 100 çadırın bölgeye sevk edildiğini ve kurulmaya başlandığını anlatan Kadıoğlu, Kızılay tarafından gönderilecek çadırları beklediklerini belirtti.

150 ÇADIR GÖNDERDİ

Bu arada; Kızılay, 3 Aralık Cuma günü meydana gelen depremden etkilenen Erzurum'un Şenkaya ilçesine 150 çadır ile 1000 adet battaniye gönderdi.

Erzurum Vali Yardımcısı ve Kriz Masası Sorumlusu Osman Canbaba, depremden etkilenen Şenkaya ilçesinin köylerine, 9. Kolordu Komutanlığı'na bağlı birlikler tarafından getirilen 115 çadırın kurulmasına başlandığını bildirdi.

Kızılay tarafından deprem bölgesinde dağıtılmak üzere gönderilen 150 çadır ile 1000 adet battaniyenin Şenkaya'ya ulaştırıldığını belirten Canbaba, ayrıca gıda yardımı da gönderildiğini söyledi.

Canbaba, Sivil Savunma ekiplerinin enkazları kontrol ettiklerini ve canlı kimsenin bulunmadığının belirlendiğini kaydetti.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



BBP'den, ortaklara ilginç protesto

ANKARA

Yüzde 15'lik memur zammına ve ek vergilere tepkiler çığ gibi büyüyor. Büyük Birlik Partisi (BBP) Ankara il teşkilatınca Başkent'in göbeğinde düzenlenen protesto eyleminde, partililer, ev ve işyerleri anahtarlarını hükümete hediye ettiler.

Onlarca partili, önce Güvenpark'ta bir basın açıklaması yaptı. Hükümetin ek vergi kanunu çıkarması ve memura yüzde 15 zam verilmesi protesto edildi. Anasol-M ortaklarını istifaya çağıran BBP'liler, daha sonra ev ve işyerlerinin anahtarlarını yere atarak hükümete hediye ettiklerini söylediler. Protestocu BBP'liler daha sonra, topladıkları anahtarları bir torbaya koyarak 100 metre ötedeki Başbakanlık Merkez Binası'na doğru yürüyüşe geçtiler.

Kalabalık, Başbakanlık'ın Güvenpark kapısı girişinde barikat oluşturan polisler tarafından durduruldu. İçeri girmelerine izin verilmeyen BBP'liler, anahtarlarını burada da yere attılar. Partililer daha sonra "hükümet istifa" sloganları atarak dağıldılar.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Eğitimciler hükümete öfkeli

ANKARA

Hükümetin icraatlarına karşı eğitimcilerin tahammülü kalmadı. Vatandaşın hükümete olan kızgınlığının son örneği Türk Eğitim-Sen'in Genel Kurulu'nda yaşandı. Türk Eğitim-Sen'in 3. Olağan Genel Kurulu'nda eğitimciler hükümete ateş püskürdü. Hükümete karşı sert eleştirilerin yapıldığı kurulda hükümete yönelik sert eleştiriler yapılırken; delegeler, MHP'li Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Abdurrahman Küçük'ün üzerine yürüdü.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan'ın açılış konuşması ile başlayan genel kurulda; Özcan, hükümeti ve özellikle Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun icraatlarını eleştirdi. Özcan, DSP yönetimindeki bakanlığın kadrolaşmak için büyük çaba sarfettiğini, kendi düşüncesinde olmayan eğitimcilerin ise köy köy sürgün edildiğini dile getirdi. YÖK'ü de topa tutan Özcan, "Üniversiteye giriş sınavını teke indirdik dediler, tek sınavı iki seferde zor yaptılar. Memurluk sınavı yaptılar. Kadının yerine erkek, erkeğin yerine kadın fotoğrafı yapıştırıp gönderdiler. Tipini beğenmediğin kapı dışarı ettiler" dedi.

MHP'YE TEPKİ

Kurula katılan MHP'li TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Abdurrahman Küçük, delegeler tarafından protesto edildi. Konuşması sık sık müdahalelerle kesilen Küçük'ün üzerine birkaç delegenin yürümesi ise ipleri kopardı. Delegelerden sabır isteyen Küçük, sorunların 6 aylık olmadığını, 6 aylık bir hükümetten de sorunların tamamen çözülmesinin beklenemeyeceğini ifade etti.

Bu arada; Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu, eğitimde 40 yıldır biriken sorunların çözümünün 6 aylık hükümetten beklenemeyeceğini belirterek, 'Kimsenin elinde sihirli değnek yok' dedi.

Türkiye Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen 3. Olağan Genel Kurulu, Başkent Öğretmenevi'nde yapıldı. Mirzaoğlu, açılışta yaptığı konuşmada, Türk eğitiminin sorunlarını bildiklerini belirtti. Türkiye'de son 40 yıldır eğitim alanında sorunların daha arttığını, MHP'nin bu sorunların çözümü için iktidara ortak olduğunu ifade eden Mirzaoğlu, 'Eğitimde 40 yıldır biriken sorunların çözümünü 6 aylık hükümetten bekleyemezsiniz. Kimsenin elinde sihirli değnek yok' diye konuştu.

Abdurrahman Küçük de, konuşmasına devam ederken, salondaki delegelerin, 'Nutuk atmayın, sendika yasası ne oldu, onu söyleyin' diye bağırması üzerine delegeler arasında tartışma çıktı. Daha sonra konuşmasına devam eden Küçük, 2000 yılı bütçesi çıktıktan sonra, 'sendika yasası' üzerinde gerekenin yapılacağını söyledi.

DYP Konya Milletvekili Hüseyin Çelik ise, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ü tekrar başkanlığa atamaması gerektiğini dile getirdi.

AKAY: BAKAN İMALAT HATASI

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay da, hükümeti topa tutanlar arasındaydı. Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan'ın, "Ben imalat hatasıyım" sözünü hatırlatan Akay, "Evet, Sayın Bakan imalat hatasıdır. Yaptıkları ortada. Sayın Başbakan'a sesleniyorum; ya bakanı uyarsın ya da onu görevinden azletsin. " dedi.

'HALK İDAM EDECEKTİR'

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay, Abdullah Öcalan hakkında verilen idam kararını desteklediklerini de belirterek, idam kararının geciktirilmeden TBMM'de onaylanmasını istediklerini bildirdi. Akay, 'Abdullah Öcalan'ın idam kararını onaylamayan siyasi partileri, halk ilk seçimlerde idam edecektir' diye konuştu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



'Gürüz, yine pürüz olur'

İSTANBUL

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in YÖK'te görev yaptığı 4 sene içinde skandal uygulamaları ile tanıdığı Kemal Gürüz'ü YÖK Genel Kurulu üyesi olarak atamasının yankıları sürüyor. Gürüz'ü YÖK Genel Kurul Üyeliği'ne getirerek başkanlığına atayacağı sinyalini veren Demirel'e tepki gösteren öğretim üyeleri ise "Gürüz'ü atama" çağrısını yinelediler.

ERDİN: "SOKAKTAKİ İNSAN BİLE GÜRÜZ'E KIZGIN"

Demirel'in, Gürüz'ü YÖK Genel Kurulu Üyeliği'ne atamasının ardından Akit'in sorularını cevaplandıran Öğretim Üyeleri Derneği İstanbul Şube Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Erdin, "Gürüz'ün Demirel tarafından YÖK Genel Kurulu Üyeliği'ne atanması, YÖK Başkanlığı'na atanacağının sinyalidir" dedi. Gürüz'ün tekrar 4 sene için YÖK Başkanlığı'na atanmasının yükseköğretimi büyük zarara uğratacağını ifade eden Erdin şunları söyledi: "Sayın Demirel tekrar Kemal Gürüz'ü YÖK Başkanı olarak atarsa doğru bir karar vermez. Gürüz'e karşı gösterilen toplumsal tepkiyi sokaktaki insan bile açıkça görüyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu tepkiyi gözardı etmemesi gerektiğini düşünüyorum."

"BASKILAR ARTAR"

Gürüz'ün tekrar seçilmesi halinde üniversitelerin hangi durumla karşılaşabileceği konusunu da değerlendiren Prof. Dr. Kadir Erdin, "Kemal Gürüz görevde olduğu 4 sene içinde üniversiteler üzerinde yetkilerini baskı aracı olarak kullanmıştı. Eğer tekrar 4 sene için YÖK Başkanı seçilirse "nasılsa 4 yıl daha burdayım" diyerek üniversiteler üzerindeki baskıyı arttıracaktır" dedi.

ŞENDİLLER'DEN DEMİREL'E ÇAĞRI

BBP Genel sekreteri Ökkeş Şendiller Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in YÖK Başkanlığı'na Kemal Gürüz'a atamaması konusunda uyararak, milletin sesini dinlemeye davet etti. Şendiller şunları söyledi: "Kemal Gürüz'ün uygulamalarına bakarsanız, üniversiteleri bilim yuvaları haline değil; huzursuzluk kaynağı haline getirdiğini görürsünüz. MHP ve ANAP başta olmak üzere palementonun büyük bölümünün ondan rahatsız olduğu ortadadır. Bu da milletin Gürüz'den memnun olmadığını göstermektedir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın üniversiteleri huzursuz yuvalar haline getiren, ilmin karşısında, öğrenimin karşısında, aydınlanmanın karşısında olan uygulamaları kendi çocuklarına reva gören ve bunu ısrarla devam ettiren Kemal Gürüz'ü tercih etmesi Türkiye'ye çok şey kaybettirir.

Birçok insan gücünü incitmesinin yanında, bilimin de belkemiğini kırar. Sayın Cumhurbaşkanı'nı milletin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Artık yeni bir bin yıla giriyoruz. İnsanların başının dışıyla değil, içiyle uğraşma zamanıdır. Devir farklı düşünce ve şekillerdeki insanların birarada yaşaması zamanıdır. Bunu kavrayamayan, hazmedemeyen, çağdışı zihniyetteki Gürüz'ün YÖK'ün başına tekrar getirilmesi memleket menfaatlerine terstir."

MEHMET SAĞLAM: "GÜRÜZ ATANMAYABİLİR"

Demirel'in Gürüz'ü YÖK Genel Kurulu üyeliğine atamasını, öğretim üyeleri "Tekrar YÖK Başkanlığı'na atayacağı" şeklinde değerlendirirken, siyasiler ise farklı yorumlarda bulundular. Gürüz'den önce YÖK Başkanlığı yapan DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sağlam, "Gürüz'ün YÖK Genel Kurulu üyeliğine atanması illa YÖK Başkanlığı'na atanacağını göstermez" dedi. YÖK Genel Kurulu üyeliğinin aktif bir görev olmadığını belirten Sağlam şunları söyledi: "YÖK Genel Kurulu sadece 2 ayda bir toplanan bir kurul. Bu nedenle Gürüz'ün buraya atanması YÖK Başkanı olarak atanacağı demek değildir. Sayın Cumhurbaşkanı Gürüz'ü YÖK'teki 4 yıllık tecrübesinden ve akademik kariyerinden dolayı YÖK Genel Kurulu üyeliğine atamıştır diye düşünüyorum. Bundan sonra bekleyip göreceğiz. YÖK Başkanlığı için en uygun adayın göreve getirileceğini düşünüyorum."

MUSTAFA GÜL: "SUÇLUYSA ORTAYA ÇIKARTILACAK

TBMM YÖK Araştırma Komisyonu Başkanı MHP Elazığ Milletvekili Mustafa Gül ise, Demirel'in, Gürüz'ü YÖK Genel Kurulu üyeliğine ataması ile ilgili yorum yapmaktan kaçınırkın, Gürüz hakkındaki meclis araştırma önergesinin kabul edilerek araştırma komisyonu kurulduğunu hatırlattı. Gül şunları söyledi: "Şu anda YÖK hakkında geniş kapsamlı br araştırma sürdürüyoruz. Türkiye'de en üst irade meclisin iradesidir. Bunun üzerinde hiçbir kurum ve kuruluş yoktur. Eski başkan Gürüz tekrar YÖK Başkanı olarak atansa bile bunun bizim YÖK ile ilgili başlattığımız çalışmayı etkileyeceğini düşünmüyorum. Eğer suçlular varsa bunu TBMM iradesi mutlaka ortaya çıkartacaktır."

ÖZTÜRK: "KOMİSYONUN ÇALIŞMALARINI ETKİLEMEZ"

TBMM YÖK Araştırma Komisyonu Üyesi MHP İstanbul Milletvekili Bozkurt Yaşar Öztürk de, Cumhurbaşkanı'nın tasarrufu ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir yorum yapmanın yanlış olacağını söyledi. Komisyon olarak çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Öztürk, "YÖK Başkanı kim atanırsa atansın, bu, bizim çalışmalarımızı etkilemez" dedi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Bütün Türkiye yeniden el ele

İSTANBUL

Özgürlükler ve inanca saygı için ikinci kez el ele eylemi düzenleniyor. Geçtiğimiz yıl 11 Ekim'de yaklaşık 5 milyon kişinin katılımıyla gerekleştirilen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük 'sivil toplum' hareketi olan el ele eylemi tekrarlanıyor. 12 Aralık saat 11.00'de yapılmasına karar verilen el ele eyleminin temel sloganı ise, "İnanca, düşünceye ve emeğe saygı için; adalet, barış ve özgürlük için el ele"

"HER ALANDA ADALET İÇİN EL ELE"

İnsan Hak ve Özgürlükleri Platformu öncülüğünde önümüzdeki pazar günü gerçekleştirilecek olan el ele eylemiyle; üniversitelerde gasbedilen eğitim hakkı başta olmak üzere, insan haklarına saygı, barış içinde ve özgürlüklerin insanca yaşandığı bir Türkiye'nin talep edileği bildirildi. Tüm Türkiye'nin yanı sıra yurtdışındaki birçok merkezde de aynı gün ve saatte gerçekleştirilecek el ele eyleminde, insanların kılık-kıyafetleri sebebiyle suçlanmasına, işten atılmasına, eğitim ve öğretim haklarının engellenmesine, eğitimde fırsat eşitliğinin ortadan kaldırılmasına, Kur'an-ı Kerim öğrenimine getirilen keyfi sınırlandırmalara, hukukun siyasallaşmasına, adaletin çiğnenmesine, düşünür ve gazetecilerin hapsedilmesine, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, milyonlarca insanın işsiz ve açlık sınırında yaşamasına duyulan tepki dile getirileceği öğrenildi.

"ÖZGÜRLÜK MEŞALESİNİ TUTUŞTURMAK İÇİN EL ELE"

Birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılımıyla oluşturulan İnsan Hak ve Özgürlükleri Platformu, eylem için şu çağrıda bulundu: "İnsan haklarına saygı için, fırsat eşitliğine ve emeğe saygı için, adalet, barış, özgürlük için, zulüm ve sömürünün son bulması, faili meçhullerin yaşanmaması için, farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşamak için, barış dolu aydınlık bir gelecek için, haksızlık kimden gelirse gelsin ve kime yönelik olursa olsun mazlumdan yana, zalime karşı olma bilinciyle bütün Türkiye'yi el ele tutuşmaya çağırıyoruz. Sizleri barışa, kardeşliğe, dostluğa, insanca yaşama onuruna sahip çıkmaya çağırıyoruz. Acılarımızı mutluluklarımızı ve umutlarımızı paylaşmak için sevgi ile el ele tutuşmak istiyoruz. O gün bütün Türkiye'de özgürlük tomurcukları yeşerecek. İnsanlar özgürlük meşalesi tutuşturmak için yollarda olacak ve elele tutuşacak. 12 Aralık saat 11.00'de tarihin en büyük sivil inisiyatifini oluşturmak için gelin el ele verelim. Siz olmazsanız olmaz. Unutmayın, sustukça sıra size gelecek!"

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



'Halkı aldattılar'

ANKARA

FP Grup Başkanvekili Bülent Arınç, Abdullah Öcalan'ın idamı konusunda Türk halkının aldatıldığını ifade ederek, 'Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararına uyacaksa, Başbakan Bülent Ecevit ve MHP çıkıp halktan açıkça özür dilemelidir' dedi.

Arınç, FP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Öcalan'ın idam cezasının onanmasından sonra yaşanan süreci değerlendirdi.

İdam tartışmalarında en istikrarlı partinin FP olduğunu söyleyen Arınç, 'Şehit cenazeleri üstünde istismar yapmakla veya 'Apo'ya ölüm' çığlıklarıyla oy toplamış olan partiler şu anda acınacak durumdalar. Doğrusu, kimse onların yerinde olmak istemezdi. Çifte standartlı, samimiyetsiz düşünceler şimdi açıkça ortaya çıkıyor' diye konuştu.

Öcalan'ın Türkiye'nin planı ve gayretiyle yakalanmadığını, adeta paketlenerek Türkiye'ye teslim edildiğini söyleyen Bülent Arınç, Başbakan Ecevit'in de bunu doğruladığını ifade etti. Öcalan'ın yakalandığı günlerde 'Başbakan Ecevit, idam edilmeyecek garantisi vererek Öcalan'ı teslim aldı' şeklinde dedikodular bulunduğunu hatırlatan Arınç, bu dedikoduların gerçek olmaya başladığını söyledi.

Apo'nun idamı konusunda Türk halkının aldatıldığını ifade eden FP'li Arınç, 'Apo'ya idam çığlığı atanlar, şimdi 'asılmamalı' görüşünü anlatmaya başladılar. Başbakan Ecevit, 'İdam AB ile bağdaşmaz' diyor. Bu, Türk halkına saygısızlıktır' diye konuştu.

'MHP ZAVALLI DURUMDA'

MHP'nin de bu konuda 'iki cami arasında kalan binamaza döndüğünü' söyleyen Arınç, 'Ama MHP eski görüşlerine yine dönecektir. MHP zavallı bir durumdadır. 'İdam, idam' diye gelmiştir ve şu anda yumuşama eğilimine girmiştir. Halka bunu anlatacak sihirli sözcükleri arıyor' dedi.

Aynı partinin sadece 'İdam Meclis'e gelirse evet oyu kullanırız' dediğini kaydeden Arınç, 'MHP anlaşılan hükümet ortağı olduğunu unutuyor. İdam kararının Meclis'e gönderilmesi hükümet inisiyatifindedir' diye konuştu.

'DOSYA MECLİS'E GÖNDERİLMELİ'

Yargı sürecinin tamamlanmasından sonra Öcalan'ın dosyasının TBMM'ye gönderilmesi gerektiğini belirten Bülent Arınç, 'Hükümet, bu dosyayı geciktirmeden ve öne almadan normal prosedür içinde Meclis'e göndermeli ve milletvekilleri kendi vicdanlarına göre oy kullanmalıdır' diye konuştu.

Arınç, Hükümetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararının beklenip beklenmeyeceği konusunda da net olmadığını belirterek, çifte standart uyguladığını söyledi. Arınç, MHP'nin de AİHM kararına 'evet' deyip demeyeceğini de açıklamasını istedi. Bülent Arınç, 'Eğer hükümet AİHM kararına uyacaksa, Başbakan Ecevit ve MHP çıkıp açıkça halktan özür dilemelidir. Başbakan Ecevit, 'Ben teslim alırken idam etmeyeceğiz diye söz verdim' diye açıkça millete söylemeli ve özür dilemelidir' diye konuştu.

AB üyeliğinin Öcalan'ın idamıyla eş tutulmasını da eleştiren Arınç, hukuk sürecinin tamamlanmasından sonra dosyanın Meclis'e gönderilmesini isteyerek, 'Kimse bundan kaçamaz' dedi. Arınç, AB'ye girmenin yolunun Öcalan'ın idamı değil, Kopenhag Kriterleri ve uluslararası hukuk normları olduğunu söyledi.

Bülent Arınç, hükümetin öncelikli olarak AİHM kararlarına uyma, Kopenhag Kriterlerini ve Avrupa Konseyi kararlarını uygulama kararı vermesi durumunda FP olarak gerekli desteği vermeye de hazır olduklarını söyledi.

TBMM'de idama mahkum olmuş ve dosyası bekleyen çok sayıda insan bulunduğunu hatırlatan Arınç, 'Öcalan'ın dosyasını öne alarak karar vermek doğru olur mu' diye sordu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Daha önce neredeydiniz?

ANKARA

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Öcalan'ın idam kararıyla ilgili olarak, 'Cinayet şebekesinin başını kurtarmak, AB'ye girmek için tek kriter olarak alınmamalı' dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu, Genel Yönetim Kurulu Toplantısı öncesinde, BBP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin Avrupa ile entegre olmaya çalıştığını ve tercihini AB'ye tam üyelik istikametinde yaptığını belirtti.

Bu konuda belirli aşamalardan geçildiğini, ancak Türkiye'nin tam olarak AB'de yer almadığını kaydeden Yazıcıoğlu, şöyle konuştu:

'Özgürlüğünü kullanamayan herkes, AB'ye girmeyi savunuyor. AB'ye giriş stratejisi, milli çıkarları, ülke bütünlüğünü ve uzun vadede Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alacak bir teslimiyet şeklinde olmamalıdır. Türkiye, Avrupa'nın insan hakları standartları çerçevesinde, her alanda kendisini yenilemek durumundadır.

Türkiye'nin yenilenmesine karşı çıkanlar, Öcalan'ın idamı söz konusu olunca insan hakları savunucusu durumuna geldiler ve 'Avrupa'ya uymalıyız, yoksa dışlanırız' dediler. 35 bin insanımız katledilirken neden aynı çevreler bu ölçüde insan haklarını akıllarına getirmediler? Cinayet şebekesinin başını kurtarmak, AB'ye girmek için tek kriter olarak alınmamalı. Öcalan idama mahkum oldu ve bu karar Yargıtay'ca onandı. Bu konu, Türk kamu vicdanına uygun ve vatandaşların acılarını dindirecek şekilde sonuçlandırılmalıdır. 'Avrupa ile kavga edelim ve dışlanalım' demiyoruz. Ama Türk milletinin vicdanını ve kaybettiği evlatlarının hukukunu da korumak durumundayız. Öcalan'ın değil, mağdur ettiklerinin haklarının insan hakkı olarak görülmesi lazımdır.'

Türkiye ekonomisinin durumuna da değinen Yazıcıoğlu, şunları söyledi:

'Hükümet, borç faizlerini ödemek için vergi üstüne vergi koyuyor. Deprem vergisi, kamu açıklarını kapatmak için depremi istismar ederek konulan haksız bir vergidir. Türkiye'yi borca sokanların neden olduğu açıkları dargelirlilerden alınanlarla kapatmaya kalkışmak haksızlıktır. Bu hükümet, depremi her alanda istismar ediyor. Mezarda emeklilik ve uluslararası tahkim yasalarını çıkardılar. Yüzde 15 zammı dayattılar. Türkiye'yi ancak yeniden yapılandırarak, yolsuzluk ve israf musluklarını kapatarak, geliri adaletli dağıtarak ve bilgi çağına taşımak suretiyle kalkındırabiliriz.'

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Apo'nun sevdiği köşe yazarları

İSTANBUL

28 Şubat süreci yazarlarının idam edilmemesi için adeta kampanya başlattığı 30 bin kişinin katili Abdullah Öcalan'da 28 Şubatçı sevgisi.

EN SEVDİĞİ YAZARLAR 28 ŞUBATÇILAR

Ankara DGM tarafından idam cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onanan terörist başı Abdullah Öcalan'ın en sevdiği köşe yazarları 28 Şubat sürecinin önde gelen isimleri. İmralı Cezaevi'nde idam edilip edilmeyeceği konusundaki kararı bekleyen Öcalan'ın boş vaktini Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök, Ferai Tınç, Sedat Ergin, Hasan Cemal, Doğan Heper, Derya Sazak, İsmet Berkan ve Mehmet Ali Kışlalı gibi 28 Şubatçı köşe yazarlarının yazılarını okuyarak geçirdiğini avukatları aracılığıyla açıkladı.

RP'NİN KAPATILMASINI DESTEKLEMİŞTİ

Bugün 28 Şubat sürecinin önde gelen yazarlarını okuyarak günlerin geçiren Abdullah Öcalan, 28 Şubat'la birlikte başlatılan kampanyayla iktidardan uzaklaştırılan Refah Partisi'nin kapatılmasını da yaptığı açıklamayla desteklemişti. Öcalan, RP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından Refah Partisi'nin kapatılmasını olumlu karşılamış ve Türkiye'nin en büyük probleminin irtica olduğunu, irticanın önünün kesilmesi için bütün kurum ve kuruluşların bir şekilde tasfiye edilmesi gerektiğini söylemişti.

GÜNÜNÜ GÜN EDİYOR

12 metrekarelik klimalı odada yaşayan ve kendisine her gün okuması için düzenli olarak Hürriyet, Milliyet, Sabah, Radikal ve Türkiye gazeteleri verilen Öcalan'ın, 5 yıldızlı bir otel konforunda sürdürdüğü yaşamında, Öcalan'dan sorumlu 15 cezaevi görevlisi bulunuyor.

İRİ GAZETEDEN APO'YA "SİYASİ LİDER" MUAMELESİ

Bu arada, Marksist gazeteci ve yazarların "Marksist" olduğu için sempati ile baktıkları Abdullah Öcalan'ın "bebek katili" olduğu gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor. Marksistlerin yoğun olarak çalıştığı ve yönettiği Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Hürriyet, Apo'ya "siyasi lider" muamelesi yaptı.

Hürriyet'in dünkü pazar ilavesinde, "İşte İmralı'daki Apo" başlıklı haberde, Öcalan'dan "teröristbaşı" diye bahsedilmemesi dikkat çekti. Haberde, bebek katilinin adadaki günlük yaşantısı anlatılırken, sadece "bölücü PKK örgütünün başı" ifadesi kullanıldı. Apo'dan "terörist" diye söz edilmedi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



DSP'li Halıcı: Parti olarak idama karşıyız

KONYA

Demokratik Sol Parti (DSP) TBMM Grup Başkanvekili Emrehan Halıcı, partilerinin idam cezasına karşı olduğunu söyledi. Halıcı, düzenlediği basın toplantısında, Abdullah Öcalan'ın yargılanması konusundaki sürecin son aşamasına gelindiğini hatırlatarak, bunun tamamlanmasının ardından konunun Meclis'e geleceğini anlattı. DSP'nin fiilen uygulanmayan idam cezasına karşı olduğunu seçimlerden önce de açıkladığını hatırlatan Halıcı, şöyle konuştu:

'Ancak Öcalan meselesi milletimizi derinden yaralayan ciddi bir konudur. Türkiye'de herkes yargıya güvenmiş ve yargının verdiği sonuçtan da memnun olmuştur. Konu meclise getirildiğinde, Türkiye'ye getirisi götürüsü değerlendirildikten sonra bir karara varılacaktır. Meclis, mutlaka Türkiye'nin menfaatine olacak bir karar verecektir.'

Halıcı, idam cezasının kaldırılması konusunun TBMM'nin gündeminde olmadığını da aktardı.

Avrupa Birliği'nin 'Öcalan'ın idam edilmemesi' konusunda herhangi bir baskıda bulunmadığını iddia eden Halıcı, 'AB üyesi olmak isteyen Türkiye, onun kriterlerlerine de uymak zorundadır. Çünkü bu kriterler ne Türkiye için, ne de Öcalan için konulmuştur' dedi.

Kamuoyunda sıklıkla tartışılan ek verginin, 'adaletsiz' olmadığını, aksine herkesin gücü oranında katılacağı bir uygulama olduğunu iddia eden DSP Grup Başkanvekili Halıcı, 'Hükümetler için birilerinden tekrar para istemek kadar zor bir iş yoktur. Ancak ortada matematiksel gerçekler var. Bu fedekarlığın yapılması gerekiyordu, yapıldı. Şimdi tartışılması gereken asıl konu; bu kaynağın yerinde kullanılıp, kullanılmaması olmalıdır' diye konuştu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Asmazsak yeni Apo'lar türer

İSTANBUL

Abdullah Öcalan'ın idam edilip edilmeyeceği tartışmaları Anasol-M hükümetinde büyük çatlak meydana getirdi. "Tek başıma olsam Apo'yu astırmazdım" diyen Ecevit'e karşılık MHP'liler, Öcalan'ın idam edilmesi konusundaki ısrarını sürdürüyor. "Apo'nun asılmasına karşı çıkan şerefsizdir" diyen MHP İstanbul Milletvekili Ahmet Çakar'dan sonra dün de MHP"li Mehmet Gül de zehir zemberek açıklamalarda bulunurken; Öcalan'ın idamına karşı çıkanlara sert eleştiriler yöneltti.

GÜL: ÖCALAN'IN İDAM EDİLMEMESİ TOPLUMSAL BARIŞI ENGELLER

Öcalan'ın idamıyla ilgili Akit'e konuşan MHP İstanbul Milletvekili Mehmet Gül, "Abdullah Öcalan'ın asılmasından tabii bir olay yok. TBMM'ye gelince bütün MHP'li milletvekillerinin oyu, asılması yönünde olacaktır" dedi.

Öcalan'ın idamına karşı çıkan çevrelere sert tepki gösteren ve "Apo'nun idamına karşı çıkmak hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının üzerine vazife değildir. Avrupa kendi adamını savunuyor" diyen, Gül, Türkiye'de toplumsal barışın sağlanmasının önündeki en büyük engelin Abdullah Öcalan'ın asılmaması olduğunu vurguladı.

"AVRUPA, ASMAZSAK SERBEST BIRAKILMASINI İSTER"

Öcalan'ın idam edilmemesi durumunda Avrupa Birliği'ne alınacağımız şeklindeki yorumların gerçeği yansıtmadığını belirten Gül, "Öcalan'ın Avrupa'nın adamı olduğunu bilmeyen yok. Biz Apo'yu asmasak da, hatta serbest bıraksak da Avrupa Birliği'ne alınmayız" görüşünü dile getirdi. MHP'li Gül, Öcalan'ın asılmaması durumunda binlerce yeni Apo'nun türeyeceğini bildirdi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avrupa Birliği'ne üyelik tam bir kandırmaca. Bizi zaten Avrupa Birliği'ne almıyorlar. Öcalan, Avrupa'nın adamıdır. Avrupa kendi adamını savunmaktadır. Bugün Apo'yu asmazsak, aynı güç önce Öcalan'ı serbest bırakın, sonra da 'PKK'yı siyasal olarak tanıyın' diyecek. Apo'nun idamına karşı çıkanları uyarıyorum, bugün eğer Apo'yu asmazsak binlerce yeni Apo doğacaktır. Öcalan'ın idam edilmesi insan haklarına aykırı da, 30 bin kişinin ölümüne neden olması insan haklarına uygun mu?"

İdam cezalarının kaldırılmasının zamanlamasına dikkat çeken Gül, idam cezasına karşı çıkanlara tepkisini şu cümlelerle dile getirdi: "Bir kısım insanlar çıktı ortaya. Apo'nun idam edilmesini engellemek için 'İdam cezaları insan haklarına aykırıdır. Kaldıralım' diyor. Bunca senedir aklınız neredeydi de, Öcalan'ın idam edileceği bir dönemde ortaya çıkarak insan hakları savunucusu oldunuz? Öcalan idam edilirse, idam cezalarının kaldırılması için başlattığınız kampanyayı aynı hızda sürdürecek misiniz? Bana göre, sürdürmeyeceksiniz. Çünkü sizin amacınız, idam cezasının kaldırılması falan değil. 30 bin kişiyi katleden eli kanlı terör örgütünün başının idam edilmesinin engellenmesi. Bugün insan hakları savunuculuğuna soyunanlar! PKK'nın kanlı eylemlerinin devam ettiği günlerde masum vatandaşlar öldürülünce neredeydiniz?"

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Tibuk: Ankara'dakiler ekmeğimize yağ sürüyor

ANKARA

Liberal Demokrasi Partisi (LDP) Genel Başkanı Besim Tibuk, ülkenin geleceğini değiştirecek felsefe ve inancı olan hareketin başında olduklarını belirterek, 'LDP hareketi tarihi bir harekettir' dedi.

Tibuk, Altınpark Konferans Salonu'nda düzenlenen, İkinci LDP Olağan Büyük Kongresi'nin açılışında yaptığı konuşmada, partilerinin alışılmışın çok dışında bir parti olduğunu söyledi. Ankara'daki rakiplerinin ülkeyi çok yanlış yönettiklerini söyleyen Tibuk, 'Böylece bizler için çalışıyor, bizim ekmeğimize yağ sürüyorlar' dedi.

İstanbul'da önümüzdeki günlerde deprem yaşanacağı söylentilerinin yanlış olduğunu söyleyen Tibuk, 'Asıl deprem 2-3 sene içinde Ankara'da olacak. İktidara gelerek, o dev gibi binaları yerinden sallayacağız, Türk milletini rahatlatacağız' diye konuştu.

Partilerini yola yeni çıkmış yarışçı gibi gördüklerini belirten Tibuk, şöyle devam etti:

'2 sene, 2.5 sene içinde LDP tek başına iktidar olacaktır. Bu kesindir. O yüzden çok fazla çalışmanıza da gerek yoktur. Partimizin hiçbir zaman baraj şikayeti olmamıştır. Ama şimdi TBMM'de temsil edilen partilerin çoğunluğu gelecek seçimlerde barajı bile aşamayacaklarını anladıkları için, yüzde 10'luk barajı, yüzde 7 veya 5'lere düşürmeye çalışacaklardır. Biz barajın kaldırılmasına karşıyız. Ülkenin kaderini değiştirecek felsefe ve inancı olan hareketin başındayız. Bundan da gurur duyuyoruz. Ülke sorunlarını bizden daha iyi çözecek bir başka parti varsa, vatandaş gitsin oyunu ona versin.'

Politikacının amacının insanı mutlu etmek olduğunu belirten Tibuk, politikacıların insanların inanç hürriyeti ile oynamaması gerektiğini söyledi. Siyasetçinin görevinin inançlara saygılı olmak ve inanç sahiplerini korumak olduğunu ifade eden Tibuk, inançla ilgili konuların o kurumun başındakilere bırakılmasının uygun olacağını savundu. İnsanların düşüncelerini yayma hürriyetine sahip olmasının ve sokaklarda gösteri yapmasının en doğal hakları olduğunu dile getiren Tibuk, toplumdaki farklı fikirler karşısında telaşlanmanın yersiz olduğunu kaydetti. Tibuk, 'Değişik fikirler bu milleti bölmez' dedi.

TEŞEBBÜS HÜRRİYETİ

Ülke kalkınmasında teşebbüs hürriyetinin önemine değinen Tibuk, serbest ticaretin olmaması halinde Türkiye'nin kalkınmasından söz edilemeyeceğini savundu. Türkiye'nin en büyük sorunun finansman olduğunu belirten Tibuk, Türkiye'yi 'Finansal Serbest Bölge' yapmak istediklerini söyledi. Dolara bağlı yeni lira ile itibarlı bir para birimi çıkarılmasını öneren Tibuk, bu durumun piyasalara rahatlama getireceğini ifade etti. Kongrenin yapıldığı salonda kongre için gerekli her şeyin çok iyi düşünüldüğünü ifade eden Tibuk, "Ancak, kucağıma vereceğiniz 7-8 aylık bir bebek bulamadınız mı?" diye sordu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



"Bir bebek katilini Mandela yapmaya çalışıyorlar"

İSTANBUL

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Abdullah Öcalan'ın ölüm cezasının infazıyla ilgili olarak, 'Bugün şehit anaları üzüntülü, yeniden gözyaşı düküyor. 'Şehitlerin kanı yerde kalmayacak' diyerek siyaset yapanlar, bugün bir teröristi, bir bebek katilini Mandela yapacak bir yola kendilerini adeta adamış görünüyorlar' dedi.

Çiller, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının Tanınmasının 65. Yıldönümü nedeniyle DYP İstanbul İl Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, partili kadınların yoğun ilgisiyle karşılandı.

Konuşması sık sık sloganlarla kesilen Çiller, Atatürk'ün 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verdiği zaman birçok Avrupa ülkesinde kadınların bu haklara sahip olmadığını belirterek, 'Atatürk olmasaydı Türk kadını bu haklara sahip olamazdı. Bu hak Atatürk'ün o günkü ufkunun ürünü' dedi.

O dönemde TBMM'deki kadın milletvekili oranının yüzde 4.5 olduğuna ve aradan geçen süre içinde bugün hala bu oranın altında bulunulduğuna dikkat çeken Çiller, 'Türk kadını adına bugün iktidarda tek bir kadın bakan bulunmayışını hicapla karşılıyorum ve ayıplıyorum' dedi.

DYP Genel Başkanı Çiller, Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne giden yola, Gümrük Birliği'ne sokarak ilk kendilerinin başlattığını ifade ederek, bugün bu yoldaki kararlılığın ve tutarlılığın devam ettiğini bildirdi. Türkiye'nin bu büyük değişime ihtiyacı olduğunu kaydeden Çiller, 'Ama bunu yaparken sadece Türkiye'nin milli ve manevi değerlerinden ödün verdiği, baş eğdiği bir ortamda değil, hem inancımızla, hem milli ve manevi değerlerimizle, bayrağımızla oraya gideceğiz. Bundan ödün verecekler olursa, onların karşısında yine Türk kadını olacak' şeklinde konuştu.

'Türk kadınının önünü açmaya, hak ettiği konuma getirmeye, Meclis'e taşımaya kararlıyız' diyen Çiller, bu çabaların kalıcı olması amacıyla kadın üye kayıt seferberliği başlatılması için partililerden söz istedi.