E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

Çeşitli Meseleler

Yusuf Kerimoğlu

ADANA'dan Hasan İNCE/ Mektubunuzda; "Bundan iki yıl önce, çalıştığım işyerinden ayrıldım. İşşiz kaldığımı gören kayınpederim, 'Sermaye benden, emek senden. Yarı yarıya ortak olalım' dedi ve otuzbeş bin dolar verdi. (...) Emlak işinden iyi para kazandım. Geçtiğimiz ay, sattığım bir dairenin bedelini tahsil edemedim. Kayınpederim bana; 'Alacağını derhal tahsil et!..' emrini verince, canım sakıldı. Kendisine 'Sen benim işime karışma' dedim. (...) Evde bu konu açıldı. Hanımım babasına hak verince 'Babanın evine gitmeyeceksin. Eğer gidersen, seni vallahi boşarım' dedim. Sinirim geçince, pişman oldum. (...) Şimdi hanımım babasının evine gidemiyor. Kızdığı için benimle konuşmuyor. Bu durum huzursuzluğa sebeb oluyor. Fıkıh kitaplarında, değişik yeminlerin hükmü ve keffaret konusuna yer verilmiştir. Benim yaptığım yeminin hükmü nedir? Sinirli olmam mazeret olabilir mi? Bu yemini bozmam ve keffaret vermem gerekir mi?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Yapmak veya yapmamak hususunda, gelecekteki bir mesele üzerine yemin etmeye "Yemin-i Mün'akide" denilir. Bir kimse ailesini ilgilendiren bir konuda yemin eder ve bu yeminden dolayı zarar görürse, yeminini bozması ve keffaret vermesi gerekir. Resul-i Ekrem (sav), "Bir kimsenin ailesi hususundaki (ona zarar veren) yemininde ısrar etmesinin kendisini günahkar yapacağını"(1) haber vermiştir. Ma'siyet üzere yapılan her yeminde; yemini bozup keffaret vermek sünnettir. Bazen insan nefs-i emmaresine mağlup olur, sinirlenir ve hanımına "Vallahi babanın evine gitmeyeceksin.Yoksa seni boşarım" diyebilir. Bu keyfiyete haiz bir yeminin bozulması gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, "Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz kılmıştır" (Et Tahrim Suresi: 2) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyle ibadeti terk veya ma'siyeti (kötülüğü) irtikap üzere yapılan yeminin derhal bozulması zaruridir.(2) Çünkü Resul-i Ekrem (sav)'in, "Bir kimse yemin edip, o yeminden başkasını (yani dönmeyi) daha hayırlı görürse; derhal hayırlı olanı yapsın. Daha sonra yemini için keffaret versin"(3) buyurduğu bilinmektedir. Mü'minler mümkün mertebe, yemin etmemeye gayret etmelidirler. Yemininizi bozmanız ve keffaret vermeniz, sizin için daha hayırlıdır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

BOLU'dan Fahreddin ERCAN/ Mektubunuzda; "Fıkıh kitaplarında cenaze namazının, ölü için dua ve mağfiret hükmünde olduğu belirtilmektedir. Kafire dua etmenin hükmü konusunda farklı rivayetler vardır. Bazı eserlerde bunun haram olduğu belirtilirken, bazılarında küfür olduğu ileri sürülmektedir. Bu ihtilafın kaynağı nedir? (...) Müslüman oldukları halde; işlediklerinden dolayı cenaze namazı kılınmayacak olan kimseler var mıdır?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Cenaze namazının şartı, ölen kimsenin Müslüman olmasıdır. Hanefi fukahasından Alauddin El Haskafi'nin, "Dürri'l Muhtar" isimli eserinde, "Hak olan, kafire mağfiret duasında bulunmanın haram olmasıdır" hükmü kayıtlıdır. İbn-i Abidin, bu metni şerhederken şunları zikretmektedir: "Şarih'in hak olan ilh..." sözleri İmam-ı Karafi ile ona tabi olanlara red cevabıdır. Karafi, şöyle demiştir: "Kafire mağfiret duasında bulunmak küfürdür. Çünkü haber verdiği şeyler hususunda Allahu Teala (cc)'yı yalancı çıkarmak istemiş olur. Mü'minlerin bütün günahlarının afv edilmesine dua etmek de haramdır. Çünkü bunda da mü'minlerden bir taifenin günahları sebebiyle mutlaka cehennemde azab göreceklerinin ve ondan ya şefaatle, yahud başka bir sebeble kurtulacaklarını açıklayan sahih hadisleri yalanlamak vardır. Ama bu küfür değildir. Çünkü haber-i vahid ile kat'i nassı yalanlamak arasında fark vardır. Karafi'ye birinci kavil hususunda Hilye sahibi İbn-i Emir Hacc muvafakat etmiş, ikinci kavlinde kendisine muhalefette bulunmuştur.(4) Ulema arasında ihtilaflı olan husus, "Kafire mağfiret duasında bulunan kimse küfre mi girer, yoksa haram mı işlemiş olur?" noktasındadır. Bu tesbitten sonra, "Müslüman oldukları halde; fiillerinden dolayı cenaze namazı kılınmayacak olan kimseler var mıdır?" sualine geçebiliriz. İslam fıkhını uygulayan bir devlete karşı, haksız yere ayaklanan ve silahlı mücadeleye giren kimseler (bağyiler); bu mücadele esnasında ölürlerse, cenaze namazları kılınmaz.(5) Bazı alimler, bağyi ile mal için yol kesen ve adam öldüren eşkiyanın aynı hükme tabi olduğunu söylemişlerdir.(6) Babasını ve annesini öldüren kimselerin cenaze namazlarının kılınmaması, bu kötü fiilin önlenmesi için zaruri görülmüştür.(7) Bazı eserlerde ise; bunun sebebi, "babasını veya annesini öldüren kimselere dua etmenin caiz olmadığı" şeklinde ifade edilmiştir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sahih-i Müslim- İst: 1401, C: 2, Sh: 1276, K. Eyman: 6 (Had. 26/1655).

(2) İmam-ı Merginani- El Hidaye- Kahire: 1965, C: 2, Sh: 75.

(3) İbn-i Hümam- Fethu'l Kadir- Beyrut: 1316, C: 4, Sh: 22.

(4) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar- İst: 1982, C: 2, Sh: 330.

(5) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam- İst: 1307, C: 1, Sh: 162.

(6) İbn-i Abidin- A.g.e., C: 3, Sh: 436.

(7) Molla Hüsrev- A.g.e., C: 1, Sh: 163