E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

Neshedilmiş Şeriatların Hükmü ve Değeri

Yusuf Kerimoğlu

SİVAS'dan Enver BAŞARAN/ Mektubunuzda; "İslam dininin; kendisinden önce yürürlükte olan şeriatları neshedip-neshetmediği konusunda farklı düşünen arkadaşlarımız vardır. (...) Kur'an-ı Kerim'de bütün peygamberlerin insanları hidayete davet ettiği haber verilmektedir. İman esaslarında herhangi bir değişikliğin olması mümkün değildir. Beşeri münasebetleri düzenleyen fer'i hükümlerin değişmesi mümkündür. (...) Arkadaşlarla bu konuyu müzakere ederken, zihnimize bazı sualler takıldı. Bu suallere vereceğiniz cevap, bizim için önemlidir. Geçmiş peygamberlerin şeriatlarında yer alan; fakat daha sonra müntesipleri tarafından tahrif edilen hükümlerden bazıları, Kur'an-ı Kerim'de yer almış mıdır? Peygamberlerin kıssaları; insanlara nasihat için mi anlatılmıştır? Kıssalarda yer alan hadiselerden fıkhi hüküm çıkarmak; hem nazari, hem pratik olarak mümkün müdür? Hanefi fukahası böyle bir usulü benimsemiş midir?" diyorsunuz

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Bütün peygamberlerin insanları, Allahu Teala (cc)'ya ihlasla ibadet etmeye ve tağuta kulluktan kaçınmaya davet ettikleri nassla sabittir: "Andolsun ki biz her kavme 'Allah'a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının' diye (tebliğat yapması için) bir peygamber göndermişizdir." (En Nahl Suresi: 36) Hz. Adem (as)'in cennetten yeryüzüne indirilmesiyle başlayan insanlık tarihinde, değişmeyen usul (sünnetullah) şudur: Her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan bir resul veya nebi gönderilmiştir. Bunların en önemli vasıfları, insanlığın muallimi olmalarıdır. İmam-ı Taftazani: "Allahu Teala (cc) dünya ve din işleriyle ilgili olarak; ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye, insanlara peygamberler göndermiştir"(1) diyerek, bu keyfiyeti ifade etmiştir. İnsanoğlu, tarihin hiçbir döneminde emirsiz ve yasaksız (başıboş) bırakılmamış, daima ilahi tekliflerine (minhaca ve şeriata) muhatap olmuştur.(2) Ruhlar aleminde, bütün peygamberlerden de misak alınmıştır. Resul-i Ekrem (sav), peygamberlerin birbirlerine olan yakınlığını ve tebliğ ettikleri dinin keyfiyetini şöyle açıklamıştır: "Peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Dinleri birdir."(3) Bu tesbitten sonra, "Geçmiş peygamberlerin şeriatlarında yer alan; fakat daha sonra müntesipleri tarafından tahrif edilen hükümlerden bazıları, Kur'an-ı Kerim'de yer almış mıdır?" sualinize geçebiliriz.

Kur'an-ı Kerim; hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan) ve daha önce indirilen kitaplarda yer alan hükümlerini açıklayan bir hidayet rehberidir. Geçmiş peygamberlerin şeriatlarda yer almasına rağmen, müntesiplerinin gizlenen hükümlerden bazıları, Kur'an-ı Kerim'de yer almıştır. Bu hakikat "...Haram kılınmasına rağmen faiz (riba) almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebiyledir ki, biz (evvelce) kendileri için helal kılınan temiz ve güzel şeyleri üzerlerine haram kıldık" (En Nisa Suresi: 161) ayetiyle sabittir. Allahu Teala (cc) daha önceki şeriatlarda da faizin haram kılındığı, fakat onların bunu tahrif ettiği beyan buyurmuştur.(4) Peygamberlerin kıssalarında yer alan hükümler; hem geçmişte yaşanan hadiselerin keyfiyetini kavrama ve ibret alma, hem istinbat yoluyla hüküm çıkarma açısından önemlidir. Bazı müfessirler "...Sana kıssalarla gelen hakikat, mü'minlere bir öğüt ve hatırlatmadır" ayetinin tefsirinde, kıssalarda yer alan nasihat ve irşad unsuru üzerinde durmuşlardır. Kıssalarda yer alan hadiselerden, istinbat yoluyla hüküm çıkarılması da mümkündür. Bazı fıkıh usulü kitaplarında, "Resul-i Ekrem (sav)'den önceki peygamberlerin şeriatlarından herhangi bir hüküm; Kur'an-ı Kerim'de zikredilir ve aksine bir hüküm de mevcut olmazsa, delil olarak alınır"(5) hükmü kayıtlıdır. Bu usulün, fukaha tarafından fiilen uygulandığı sabittir. Bu fiili uygulamayı, muteber fıkıh kitaplarında yer alan bir hüküm istinbatıyla açıklayalım. Hz. Şuayb (as) belirli bir hizmet karşılığında; kızlarından birisini, Hz. Musa (as) ile evlendirmeyi uygun görmüş ve teklifte bulunmuştur. Bu teklifin mahiyeti, Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiştir: "Dedi ki: Bu iki kızımdan birini, bana sekiz yıl çobanlık etmen şartıyla, sana nikahlamak istiyorum. Eğer hizmetini on yıla tamamlarsan o da kendine kalmıştır." (El Kasas Suresi: 27) Bu ayet-i kerimede, karşılığında ücret alınabilen bir menfaatin (çobanlık ücreti) mehir olarak teklif edildiği, nass olarak mevcuttur. Feteva-ı Hindiyye'de; menfaatin mehir olup-olamayacağı konusunda, farklı görüşler beyan edilmiş ve müftabih olan hüküm açıklanmıştır: "Essah olan, Hz. Şuayb (as) ile Hz. Musa (as)'nın kıssasını delil almak ve bu nikahın caiz olduğunu kabul etmektir. Zira Allahu Teala (cc)'nın kitabında yer alan kıssalar; neshedildiğine dair bir delil olmadığı müddetçe, inkar edilmez bir şeriattır."(6) Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Taftazani- Şerhu'l Akaid- İst. 1980, Sh: 294.

(2) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2. bsm) Sh: 25, Madde: 69.

(3) Sahih-i Buhari- İst. 1401, C: 4, Sh: 142, K. Enbiya: 48.

(4) İbn-i Kesir- Tefsiru'l Kur'ani'l Aziym- Beyrut: 1969, C: 1, Sh: 583.

(5) Prof. Abdülvahhab Hallaf- İlmü Usul'il Fıkh- İstanbul 1984, Sh: 107; ayrıca Prof. Zekiyüddin Şaban- İslam Hukuk İlminin Esasları- Ankara 1990, Sh: 181.

(6) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 303