E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

Mahiyeti meçhul şirket ve vekalet ücreti

Yusuf Kerimoğlu

İSTANBUL'dan A. Kadir DOĞAN/Mektubunuzda: "Aynı cemaate mensup olan Müslümanlar; otomobil alım-satımı yapmak için, bir anonim şirket kurdular. Tecrübeli olan biri, diğerlerine: "Ben taahhüd ettiğim sermayeyi ödeyemiyorum. Fakat size vekaleten, otomobil alım-satım işini yapabilirim. Elde edilen kardan, eşit pay isterim" teklifinde bulundu. Teklifi kabul eden diğer ortaklar taahhüd ettikleri sermayi ödediler.(...) Aradan dört yıl geçtikten sonra, ortaklardan birisi: "Sermaye koymayan arkadaşımız, bizimle beraber şirketin karını paylaşıyor. İslam'a göre yaptığımız ortaklığın adı nedir?" deyince, ihtilaf ortaya çıktı (...) Şimdi ortaklar kurdukları şirketin, İslam fıkhına göre adını koyamıyorlar. Bazıları müdarebe olduğunu iddia ediyor. Bazıları da şirket-i inan üzerinde duruyor.(...) Bu ihtilaf nasıl çözülebilir? Otomobil alışverişi yürüten, fakat sermaye koymayan kimsenin, diğerlerine vekaleten bu işi yaptığı kabul edilebilir mi? Eğer vekaleten bu işi yaptığı kabul edilirse, ne kadar ücret verilmesi gerekir? İşe başlarken yapılan anlaşma gereği, kardan eşit pay verilmesi mümkün müdür?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Şirketin kuruluşundan dört yıl sonra; ortaklardan birinin "Sermaye koymayan arkadaşımız, bizimle beraber şirketin karını paylaşıyor. İslam'a göre yaptığımız ortaklığın adı nedir?" sualini sorduğuna göre, mahiyeti meçhul bir ortaklık gündemdedir. Bazı ortakların müdarebe, bazılarının şirket-i inan'da ısrar etmeleri, bunun delilidir. Bahsettiğiniz Müslümanlar (siz de dahil) üzerlerine farz-ı ayn olan ilmi ihmal ettikleri için vebal altındadırlar. İmam Burhanüddin Ez Zernuci: "Hangi durumda olursa olsun, bulunduğu halde meydana gelen işlerle ilgili bilgileri elde etmek her Müslümana farzdır"(1) diyerek, müftabih olan kavli zikretmiştir. Dört Müslümanın sermaye, birisinin ise emeğini koyarak başlattıkları ticari ortaklığa "Şirket-i inan" denilemez. Zira hususi veya umumi bir alanda ticaret yapmak niyetiyle; iki veya daha fazla şahsın muayyen bir sermaye koymaları, karı anlaştıkları şekilde paylaşmaları, zararı ise sermaye oranlarına göre karşılamayı taahhüd etmeleri şartı ile kurdukları ortaklığa "Şirket-i İnan" denilir. Peygamberimiz Efendimiz (sav) bu şirkette "karın ortakların anlaşmasına göre, zararın ise sermaye nisbetine göre taksim edileceğini" beyan etmiştir. (2) Ortaklığın gündeme girdiği anda; taraflar sermaye ve emek unsurları dikkate alarak, müdarebe sözleşmesi yapabilirlerdi. Çünkü müdarebe: bir taraftan sermaye, diğer taraftan sa'y ve amel olmak üzere bir nevi şirkettir (3) Müdarebe sözleşmesi yapılsaydı, karın taksiminde de herhangi bir ihtilaf olmazdı. Bu genel izahtan sonra "sermaye koymayan, fakat alışverişi fiilen yürüten kimsenin vekil olduğu söylenebilir mi? sualinize geçebiliriz.

Vekalet; lugatta muhafaza etmek ve korumak manasınadır. Bu sebeble tevkil (vekil kılma), işi başkasına havale etmektir.(4) İslami ıstılahta "Bir kimsenin, başka bir kimseyi kendi yerine koymasına ve yapacağı işleri belirlemesine vekalet denilir"(5) tarifi esas alınmıştır. İslam uleması "Bir kimsenin, kendisinin anlaşma yapması caiz olan her hususta, bir başkasını vekil tayin etmesi sahihtir. Çünkü insan bazı hallerde, bizzat kendisi yapma gücüne haiz olmayabilir. Bu gibi durumlarda ehil olan bir kimseyi, vekil tayin ederek ihtiyacını giderir"(6) hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Münzir "Kitabu'l İcma" isimli eserinde, bu konuda bütün müctehid imamların ittifak ettiğini kaydetmektedir. Şimdi " Eğer vekaleten bu işi yaptığı kabul edilirse, ne kadar ücret verilmesi gerekir? İlk anlaşma dikkate alınarak; karın beşte birini ücret olarak vermek doğru olur mu? sualinize geçelim. Vekaletin rüknü, kendisi ile vekaletin sabit olduğu hususi sözlerdir. Sermaye koyan dört emekli Müslüman, diğerinin vekaletine razı olmuşlardır. İstihsanen vekilin, bunu kabul etmesi sıhhatinin şartlarından değildir. Susmasını ve fiilen o işi yapmasını, kabul olarak değerlendirmek mümkündür. (7) Üç yıldır bu şekilde ticaret yapıldığına göre,vekalet hukuku geçerlidir. Vekil yaptığı iş karşılığında müvekkilden ücret talebinde bulunabilir. Bu gibi hallerde vekil, ecir (ücretli kimse) durumuna geçer. (8) Elde edilen karın beşte birini, vekalet ücreti olarak vermekte herhangi bir mahzur yoktur. Fakat bu ücretin (taraflar arasında) görüşülmesi ve karşılıklı rıza tesbit edilmesi zaruridir. Bu ticari münasebet sonucunda ortaya çıkan ihtilafın, sulh yoluyla çözülmesinde fayda vardır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam Burhaneddin Ez Zernuci-Ta'limü'l Müteallim-İst.: 1980 Sh: 9.

(2) ibn-i Hümam-Fethu'l Kadir-Beyrut: 1315 C: 5 Sh: 21, Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400 C: 2 Sh: 320

(3) Ali Himmet Berki-Mecelle-iAhkamı Adliyye-İst.: 1979 Sh: 290 Madde:1404.

(4) Molla Hüsrev-Düreri'l Hükkam-İst.: 1307 C: 2 Sh: 282.

(5) İmam-ı Kasani-El Bedaiu's Senai-Beyrut: 1974 C: 6 Sh: 19.

(6) İmam-ı Serahsi-El Mebsut- Beyrut: ty C: 19 Sh: 3, Ayrıca İmam-ı Merginani- A.g.e. C: 3 Sh: 136, İmam-ı Kasani- A. g. e. C: 6 Sh: 20.

(7) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- A. g. e. C:3 Sh: 567.

(8) Ömer Nasuhi Bilmen-Hukuki İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu-İst.: 1976 C: 6 Sh: 328 Madde: 53-54