E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

ÇEŞİTLİ MESELELER

Yusuf Kerimoğlu

SİİRT'den Ramazan BAYRAM / Mektubunuzda: "Bazı Müslümanlar, zühd kavramını öne sürerek ederek, dünya hayatını hafife alıyor ve zenginlerin cennete giremiyeceğini iddia ediyorlar. Bunlar "Dünya denilen güzeli; üç talakla boşamayan müslümanlar, muttaki ve zahid olamaz" diyorlar. Bazı Müslümanlar ise aksini savunmaktadırlar. Bu iki ayrı meşrebe mensup Müslümanların, kendilerine göre delilleri vardır. (...) Bazı kitaplarda "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalışınız" hadis-i şerif yer almaktadır. Bu hadisin isnadının zayıf, fakat muhtevasının doğru olduğu iddia etmektedirler. (...) Zühd adına dünyayı ve zenginliği mahkum edenler "Devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin adamın cennete girmesinden daha kolaydır" mealinde bir hadisin varlığını iddia ediyorlar. Böyle bir hadis-i şerif var mıdır? (...) Dünya ile ahiret hayatı arasındaki münasebeti nasıl değerlendirmemiz gerekir?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Her Müslümanın hedefi; Allahü Teala(cc)'nın her emrini, emrettiği gibi yerine getirmek ve O'nun rızasını kazanmaktır. Bunun gerçekleşmesi için, hevasına muhalefet etmesi ve fuzuli tartışmalardan uzak durması zaruridir. Bazı muhaddisler "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalışınız" mealindeki hadisin, zayıf veya mevzu olduğu üzerinde durmuşlardır. Bazı alimler, bunun bir arap darb-ı meseli (atasözü) olduğu kanaatindedirler. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Dünya hayatınızı ma'mur ve ıslah ediniz. Yarın ölecekmiş gibi de ahiretiniz için hazırlık yapınız"(1) mealindeki tavsiyesi dikkate alındığı zaman, bu darb-ı meselin (atasözünün) mahiyetinin doğru olduğu söylenebilir. Dünya ile ahiret arasında bir tercih sözkonusu olursa, ebedi olduğu için ahiret hayatı tercih edilir. (2) Mektubunuzda yer alan "Devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin adamın cennete girmesinden daha kolaydır" mealinde veya buna yakın bir hadis-i şerif yoktur. Sadece Matta İncili'nin 19.ncu babının, 24.ncü cümlesi şöyledir:" Devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin adamın Allah'ın melekukuna girmesinden daha kolaydır" Zühd kavramını yanlış yorumlayanlar ile Matta İncili'nde yer alan bu ifadeler birbirine yakındır. İçinde yaşadığımız alem imtihan dünyasıdır. Ebedi saadet, bu dünyadaki niyetlerin ve amellerin bir neticesidir. Dünya ile ahireti, birbirinin düşmanı gibi değerlendirmek caiz değildir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

İSTANBUL'dan Rahmi BİLGİN / Mektubunuzda: "Oturduğumuz semtte sünnet niyetiyle sarık saran ve cübbe giyen Müslümanlar vardır. Bir sohbette, tarikat ehli olan bu Müslümanların kıyafetleriyle, fitneye sebeb olup-olmadıkları tartışıldı. Bir arkadaşımız, şöyle bir değerlendirmede bulundu "Sarık sarmak, Araplara mahsus olan bir örfür. Cahiliye döneminde müşrik Arapların da sarıkla dolaştıklarını biliyoruz. Her kavmin örf ve adeti farklıdır "Bu değerlendirme, tartışmalara sebeb oldu. (...) Kıyafet konusunda, yaygın olan örfe riayet etmek şart mıdır? Sarık sünnet midir, yoksa Araplara mahsus örf müdür?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Önce bir hususa işaret edelim. Sahabe-i kiram'dan Hz. Selman-ı Farisi: "Resulullah (sav) bize her şeyi, hatta nasıl def-i hacet yapacağımızı bile öğretti"(3) diyerek, teferruat gibi görülen meseleleri dahi öğrettiğini haber vermiştir. Hanefi fukahası; amel açısından sünneti, hüda ve zevaid olmak üzere ikiye ayırmıştır. Uyulması hidayet, terki dalalet olan sünnete "Sünnet-i Hüda" denilir. Mesela: cemaat, ezan, ve kamet gibi sünnetler bu sınıfa dahildir. Uyulması güzel, terkedilmesi mübah olan sünnete "Sünnet-i Zevaid" denilir. (4) Resul-i Ekrem (sav)'in başına sarık sardığı ve bunu tavsiye ettiği malumdur. Sarığın, sünnet-i hüda veya zevaid olarak değerlendirilmesi, amel etmeye engel değildir. İmam-ı Kasani (rh.a) mü'min erkeklerin namazdaki kıyafetini izah ederken, sarığın sünnet olduğunu belirtmiştir. (5) Bazı kaynaklarda sarığın nasıl sarılması gerektiği ve uzunluğu üzerinde durulmuştur. Mesela: Mülteka'da: "Sünnet olan sarığın, bir tarafını bir karış miktarı iki omuz arasına salıvermektir. Yine denildi ki; oturacak yere kadar salıvermektir"(6) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Serahsi "Şerh-i Siyer-i Kebir" isimli eserinde, sarığın önemi üzerinde durmuş ve bununla ilgili hadis-i şerifleri zikretmiştir. Muteber kaynaklardan Feteva-ı Hindiyye'de "Gayr-i müslimlerin, Müslümanlar gibi giyinmeleri doğru değildir. Mü'minlerin emiri, gayr-i müslimlerin sarık sarmalarına müsaade etmez" (7) hükmü kayıtlıdır. Dikkat edilirse sarık; mü'minler ile gayr-i müslimleri birbirinden ayıran alamet-i farika olarak değerlendirilmiştir. Türkiye'de; kıyafetle ilgili kanunların yorumu, bazı proplemleri ve yasakları beraberinde getirmektedir. Bu yasakları öne sürerek, sarığın hükmünü tartışmanın bir anlamı yoktur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Münavi-Feyzu'l Kadir Beyrut: 1972 C: 1 Sh: 532.

(2) İmam-ı Yusuf- Kitabu'l Haraç-İst.: 1973 Sh: 18.

(3) Sahih-i Müslim-İst.: 1401 C: 1 Sh: 223 K. Tahare: 17 Had.N0: 57 (262)

(4) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: 1982 C:1 Sh: 132.

(5) İmam-ı Kasani-El Bedaiu's Senai-Beyrut: 1974 C: 1 Sh: 219.

(6) Musannıf İbrahim Halebi-Mülteka El Ebhur-İst.: 1976 C: 4 Sh: 146.

(7) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400 C: 2 Sh: 248