Ramazan coşkusu

İSTANBUL

Onbir ayın sultanı Mubarek Ramazan'ın ilk Cuma namazı dün bütün yurt çapında büyük bir coşku ile eda edildi. Camileri tıkabasa dolduran Müslümanlar, İslam alemi için dualar ettiler, Allah'a niyazda bulundular.

Ramazan'ın ilk Cuma'sını Eyüpsultan'da kılmayı gelenek haline getiren İstanbullu'lar bu geleneği dünde sürdürdüler. Eyüpsultan Camii dün Cuma namazında tıklım tıklımdı. Tarihi günlerinden birisini daha yaşayan Eyüpsultan, Ramazan'ın coşkunu gözler önüne serdi. Eyüpsultan'a sığmayan cemaat sokaklara taşarak saf tuttu. Namazında ardından ellerini yaradana açarak genelde İslam alemine (özellikle Çeçenistan) özelde ise Türkiye'deki deprem felaketzedelerine yardım için Allah'a niyazda bulundular. Deprem felaketi ile sarsılan Türkiye'de Ramazan'ın ilk Cuma hutbesinin konusuda orucun faydaları ve depremzedelerin çektiği sıkıntılar oldu. Eyüpsultan'da namaz ardından Müslümanlar Peygamber Efendimiz'in mücadele arkadaşı Eyüp Sultan'ın kabrini ziyaret ederek ruhuna Fatihalar gönderdiler. Erkeklerin cami avlusunu boşaltmaları ardından da bayanlarda Eyüpsultan'ın kabrini ziyaret ederek bu manevi havayı teneffüs ettiler.

DEPREM BÖLGESİNDE CUMA

Bolu'da Ramazan'ın ilk Cuma namazı, kent merkezinde bulunan camilerin depremde ağır hasır görmesi nedeniyle çadırkentlerde kurulan çadır mescitlerde ve camilerin yakınlarındaki parklarda kılındı.

Hasar tespit komisyonunun, kullanılamaz raporu verdiği camilerde namaz kılınamadığından; bölgeye, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve kaymakamlıklar tarafından çadır mescitler kurulması kararlaştırılmıştı. Ramazan'ın ilk Cuma gününde de çadır mescitler hizmete girdi.

Öte yandan, Düzce ve Bolu'da üç caminin az hasarlı olduğu için önümüzdeki günlerde kullanıma açılacağı öğrenildi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Hırka-i Şerif, ziyarete açıldı

İSTANBUL

Hz. Muhammed(sav)'in Hırka-i Şerif'i ve Sakal-ı Şerif'i ile Veysel Karani'nin takkesi ile kemerinin bulunduğu kutsal emanetler, Fatih'teki Hırka-i Şerif Camii'nde ziyarete açıldı.

'Hz. Muhammed'i görmeden de sevmenin bir sembolü' sayılan kutsal emanetlerin Ramazan ayı nedeniyle ziyarete açılışı dolayısıyla düzenlenen tören, Pertevniyal Valide Sultan Camii imamı Muharrem Arslantürk'ün okuduğu Kur'an-ı Kerim ve Fatih Müftülüğü personelinden oluşan koronun söylediği ilahilerle başladı.

Törende konuşan Fatih Müftüsü Ahmet Önal, Ramazan ayının ilk cuma günü ziyarete açılan Hz. Muhammed(sav)'in Hırka-i Şerifi'nin, Peygamber sevgisinin bir göstergesi olduğunu belirterek, Peygamber'in, bu hırkanın, ölümünden 5 yıl sonra Veysel Karani'ye hediye edilmesini vasiyet ettiğini kaydetti.

Hz. Muhammed(sav)'in sağlığında asla kimseye elini öptürmediğini ve odaya girdiğinde de ayağa kalkılmasına karşı olduğunu vurgulayan Önal, bu nedenle Müslümanların, kutsal emanetlerin yer aldığı camlı gümüş sandukayı öpmelerinin ve aşırı hürmet göstererek önünde secde etmelerinin yanlış olduğunu dile getirdi. Önal, 'Müslüman, sadece Allah'ın önünde secde eder' dedi.

Önal, Hz. Muhammed'in Hırka-ı Saadeti'nin de, Topkapı Sarayı'nda bulunduğunu belirtti.

Törende daha sonra, Hırka-i Şerif Camii İmamı Mustafa Uyar Kur'an-ı Kerim okudu, İstanbul Müftü Yardımcısı İsmail Erdoğan da, cemaate dua ettirdi. Duanın ardından vatandaşlar sıraya girerek, kutsal emanetlerin bulunduğu sandukaya yüz sürdüler ve dua ettiler.

Kutsal emanetler, arefe günü ikindi vaktine kadar her gün 09.00-16.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

Törene, Veysel Karani soyundan gelen Hırka-i Şerif'in varisi Nuriye Köprülü, Fatih Kaymakamı Yaşar Yaycı, Fatih Belediye Başkanı Eşref Albayrak ve Vakıflar İstanbul Bölge Müdürü Ümit Çoban katıldı.

Caminin 17 Ağustos'taki depremden zarar görmesi ve onarımda bulunması nedeniyle ziyaret kontrollü olarak gerçekleştirirken, tören sırasında 2. kata da sınırlı sayıda ziyaretçi alındı.

Törenin ardından ise yüzlerce vatandaş sıraya girerek kutsal emanetleri ziyaret etmeye başladı.

HIRKA-İ ŞERİF'İN ÖYKÜSÜ...

Asıl adı Üveys El-Karani olan Veysel Karani, Yemen'de doğdu. Hz. Muhammed(sav)'e olan büyük sevgisi nedeniyle kötürüm olan annesinden izin alarak Peygamberi görmek için Medine'ye giden Karani, Peygamber'in şehir dışında olması nedeniyle kendisiyle görüşemeden geri göndü.

Bu ziyaretten etkilenen ve Veysel Karani ile görüşemediği için çok üzülen Hz. Muhammed ise vefatından sonra, hırkasının Karani'ye verilmesini vasiyet etti.

Peygamberin ölümünden 5 yıl sonra Veysel Karani'ye teslim edilen hırka, Karani'nin Sıffin Savaşı'nda şehid olması üzerine kardeşi Şehabettin Sühreverdi'ye, daha sonra da oğlu Tacüddin ve çocuklarına intikal etti.

Üveys ailesinin, Irak ve çevresinden ayrılarak Kuşadası'na yerleşmeleri üzerine, hırka, kısa bir süre bu bölgede ziyarete açıldı.

Hırka-i Şerif, Padişah I. Ahmet döneminde, 1611 yılında Üveys ailesiyle birlikte İstanbul'a getirildi ve halkın ziyaretine açıldı. Yine aynı padişah zamanında şimdiki Hırka-i Şerif Camii'nin bahçesinde bulunan 2 katlı oda, ziyaret için özel olarak yaptırıldı ve Padişah II. Mahmud zamanında da genişletilerek, sadece Hırka-i Şerif'in ziyaret ve muhafazasına ayrıldı.

Padişah Abdülmecid tarafından 1851 yılında inşa edilen Hırka-i Şerif Camii'ndeki özel bölüme alınan kutsal emanetler, o tarihten bu yana burada korunuyor.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Medyada düşündüren ittifak

İSTANBUL

Gazetelerinin dağıtımı Doğan ve Bilgin Grupları'na bağlı Bir-Yay şirketi tarafından engellenmesinin ardından kartel medyasına karşı yoğun bir savaş başlatan Akşam Grubu, Doğan Grubu'yla ortak iş anlaşması imzalayarak kartele dahil oldu.

AYDIN DOĞAN'IN DAMADI BAŞKAN YARDIMCISI

Akşam'ı ve Show TV'nin hisselerinin büyük bölümünü bünyesinde bulunduran Çukurova Holding, bünyesinde Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta gibi gazeteler ile Kanal-D, CNN Türk gibi TV kanallarını bulunduran Doğan Holding ile Digitürk adında bir şirket kurdu. Digitürk'ün Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı Çukurova Holding'in sahibi Mehmet Emin Karamehmet yaparken, Başkan Yardımcısı ise Doğan Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ.

MEDYADA KARTELLEŞME RÜZGARI

Doğan ve Çukurova Holding arasındaki bu birleşme zaten medyanın büyük bölümünü elinde bulunduran Doğan Grubu'nun medyada nasıl kartelleştiğini gösteren bir ortaklık olarak değerlendiriliyor.

AĞIR MADDİ KÜLFET GETİRECEK

Doğan ve Çukurova gruplarının ortaklığıyla kurulan Digitürk, Digital Televizyon yapılması amacıyla kuruldu. Türkiye'de kullanılmayan digital televizyon sisteminden yararlanmak isteyen vatandaşlara yüklü maddi külfet getirilecek. Çünkü şu an piyasadakı televizyonların birçoğu digital yayınları alabilecek teknik donanıma sahip olmadığı belirtiliyor.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Bankalardan yılbaşı savurganlığı

ANKARA

Bankaların her yılbaşılarda olduğu gibi bu sefer de yoğun bir iflas furyasına başladıkları gözleniyor. Yılbaşı nedeniyle çeşitli promosyon eşyası dağıtmanın ve hediyeler göndermenin hiç olmazsa bu yıl, yaşanan deprem felaketleri yüzünden iptal edilmesi isteniyor. Yılbaşı kutlamaları için bankaların yapacağı masraftların tutarının bu yıla mahsus olarak depremzedelere verilmesi önerisine ilk uyan Ziraat Bankası oldu. Ziraat Bankası'ndan yapılan yazılı açıklamada, bu yıl promosyon dağıtılmayacağı ve bunların yerine deprem bölgesinde bir okul yaptırılacağı belirtildi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



'Nerede insan hakları?'

ANKARA

Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, İnsan Hakları Beyannamesi'nin kabul edilişinin 51. yılında Cumhurbaşkanı Demirel'e yüklendi. Kutan, "Sayın Demirel konuşmalarında, 'Bu ülkenin vatandaşının kapısını sabahları sütçüden başka kimse çalmayacak' diyordu. Oysa geldiğimiz nokta ortada. Sütçüden başka herkes sabahın köründe kapılarımızı çalıyor. Nerede kaldı insan hakları anlayışı, nerede kaldı demokrasi ve özgürlükler" dedi.

BEYANNAME ALTINA İMZA ATMAKLA UYGULAMAK AYNI DEĞİL

Kutan, yine Demirel'e yüklendiği konuşmasının bir başka bölümünde de, ülkede işkence, zulüm ve baskıların varolduğunu, Cumhurbaşkanı'nın da bu yönde itirafının bulunduğunu belirterek, "Ülkenin en üst makamının itirafta bulunduğu bir ortamda işkenceyi, zulmü ve baskıcı tutumları gözardı edip, sadece altına imza koymuş olmanın mutluluğu ile insan hakları beyannamesinin yıldönümünü kutlayamayız. Bu göz göre göre kendimizi aldatmaktan başka bir şey olmaz" diye konuştu.

GÜRÜZ'ÜN ATANMASI DA İNSAN HAKLARI İHLALİDİR

Konuşmasında, YÖK'te yaşanan sorunlara ve kurumun başına Kemal Gürüz'ün yeniden atanması konularına da değinen Kutan,"Yaşanan bunca insan hakları ihlalleri varken, üniversitelerde zulüm ve baskılar yaşanırken, bunların sorumlusu olan Gürüz yeniden aynı göreve atanıyor. Bu mu insan hakları? Bu mu Avrupalılaşmak, bu mu çağdaşlaşmak? Kendi insanımıza yönelik baskı, zulüm ve dayatmanın her türünün yaşandığı bir ortamda ne yazık ki bu güzel günü kutlama mutluluğu yaşayamayacağız" diye konuştu.

TEK BİR MADDESİ BİLE UYGULANMIYOR

Kutan, konuyla ilgili yayınladığı mesajda da, Türkiye'nin altına imza koymuş olduğu 30 maddeden oluşan İnsan Hakları Beyannamesi'nin bir tek maddesine bile tam 51 yıldır uymadığının altını çizdi. Kutan, yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verdi:

"Bütün dünya ile birlikte, Türkiye'de de 30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabul edilişinin 51. yıldönümünü kutluyoruz. Ancak Türkiye'nin de altına imza koyduğu bildirgenin bir tek maddesine bile uyulmadığı, kendi insanımıza yönelik baskı, zulüm ve dayatmanın her vesileyle ve çeşitli şekillerde gündeme geldiği bir dönemde, alnımız açık bir şekilde kutlayamadığımız için elbette üzgünüz.

Demokrasi, en başta insan hakları ve özgürlükler temeli üzerinde inşa edilen bir siyasal rejimin adıdır. İnsan hakları ve özgürlükler olmadan, asla gerçek bir demokrasiye ulaşamayız.

İkibin yılına girerken Türkiye'de hala demokrasi, insan hakları ve barış gibi kavramların tartışılıyor ve gündemin hala bu kavramların tartışılması etrafında oluşuyor olması, bugün yaşanmakta olan sorunların asıl nedenini oluşturmaktadır.

İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramlar sadece bazıları için bir anlam ifade etmektedir. Oysa bu kavramlar ve bu kavramların ifade ettiği değerler, toplumumuzun bu kesimince ve her üyesinden yaşanılır ve kullanılabilir olduğu zaman, greçek anlamına kavuşmuş olur.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ifadesini bulan 30 maddenin, her birinin elbette eksiksiz bir biçimde uygulanması esastır. Ancak bunların içerisinde insan haklarının en başında gelen düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü, yaşam hakkı ve can güvenliği, gibi özgürlükler ile ilgili uygulamaların daha yakından mercek altına alınmasında fayda mülahaza ediyoruz.

Türkiye'de yaşayan her ferdin, dil, din, ırk, etnik köken, düşünce ve inanç farklılığı gözetilmeksizin, sırf yurttaş sıfatıyla her türlü can ve mal güvenliğinin sağlanması çağdaş demokrasilerin en başta görevidir.

Bu çerçevede insan onuru ile bağdaşmayan işkence, baskı, zulüm ve dayatmalar, insanca yaşam hakkına yönelik en utanç verici eylemlerdir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü, insan haklarının olmazsa olmaz tabii bir parçasıdır. İnsanoğlu tabiatı gereği düşünen bir varlıktır. Özgürce düşünemeyen ve düşündüklerini özgürce açıklayamayan bir kimse, "insan" sıfatı ile ne kadar yanyana gelebilir?

Demokratik bir toplumda hiçbir düşünce "suç" kapsamına alınamaz. Hiçbir demokratik devlet de, şu veya bu düşünceyi zararlı veya zararsız ıyırımına tabi tutamaz. Demokratik devlet ne o düşüncenin, ne de bu düşüncenin yanında yer alır.

Düşünce ve ifade özgürlüğünde bizim anlayışımıza göre tek sınır, "şiddet" unsuru olmalıdır. Şiddet unsuru içermeyen hiçbir düşüncenin kısıtlanmasından yana değiliz.

Düşünce ve ifade özgürlüğü beraberinde, düşündüklerini serbestçe ve şiddete başvurmadan başkalarınca paylaşma özgürlüğünü de beraberinde getirir. Bu da örgütlenme kavramını içermektedir.

Ancak, örgütlü toplumla ve örgütlenme özgürlüğünün önünde engel bulunmayan ülkeler, demokratik toplum adını almaya hak kazanabilirler. Bir yerde farklı düşünce ve ifade özgürlüğü ve bunun ardından düşündüklerini paylaşmak için özgürce örgütlenebilme özgürlüğü yoksa o zaman seçme ve seçilme özgürlüğünün ne önemi kalır ki?

Din ve vicdan özgürlüğü de temel insan hak ve özgürlüklerin en başında gelenlerdendir. Çağdaş demokrasilerde hiçbir yurttaş şu ya da bu dinin, inanışın, öğretinin kurallarına uygun yaşadığı için veya yaşamadığı için kınanamaz, dışlanamaz ve baskı altına alınamaz.

Biz Fazilet Partisi olarak, özgür bir toplum, demokratik bir devletten yanayız. Herkes için insan hakkı, herkes için özgürlük istiyoruz. Bütün insanlar haklar ve özgürlükler açısından eşit olsun istiyoruz.

Türkiye, yeni bin yıla girerken insan hakları, demokrasi ve hukuk ayıpları ve bunların üzerindeki birtakım gölgeler ve kamburlarla giremez, girmemelidir diye ümit ediyor ve bekliyoruz."

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



"Türkiye, insan haklarında geri"

NEW YORK

Merkezi Washington'da bulunan İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rights Watch) adlı kuruluş, 2000 yılı insan hakları raporunu yayınladı.

İnsan hakları konusunun ulusal egemenlik haklarıyla sınırlandırılamayacağının artık evrensel olarak kabul gördüğü belirtilen raporda, Türkiye de eleştirildi. Türkiye'nin, insan hakları konusunda son 2 yıl içinde bir ilerleme kaydedilemediği belirtilen raporda, 'özellikle tutuklu gazeteciler ve fikir suçluları konusunda gelişme olmadığı, işkencenin devam ettiği ve kayıp kişilerin bulunmasında gelişme sağlanamadığı' ifade edildi. Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın yakalandıktan sonra yargılanarak, idama mahkum edildiği de hatırlatılan raporda, Türkiye'de 1984 yılından bu yana hiçbir idam cezasının infaz edilmediği gerçeğine yer verildi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Gürüz hakkında iddialar bitmiyor

ANKARA

TBMM YÖK Araştırma Komisyonu'na bilgi veren kurumun eski yöneticileri, başkanlık görevine ikinci kez atanan Kemal Gürüz hakkında bir dizi iddiayı dile getirdiler.

Komisyon, önceki gün Prof.Dr. Uygur Tezebay, Prof.Dr. Kamil Serdaroğlu, Prof.Dr. Mustafa Karabulut ile kurumda çalışan bir sekreteri dinledi. Komisyonda, modern bir matbaası bulunmasına rağmen YÖK'ün basım işlerini neden ÖSYM'ye yaptırdığı, Gürüz'ün doçentlik süresinin neden kısa olduğu ve YÖK Dökümüntasyon Merkezi'nin satın aldığı dergilerin Türkiye'ye getirilmemesine rağmen ödemelerinin neden sürdürüldüğü sorgulandı. Edinilen bilgilere göre; YÖK eski yöneticilerinden Prof.Dr. Uygun Tezebay, her ay Türkiye'deki üniversitelere dağıtılmak üzere alınan 8 bin derginin eksik getirildiğini, ancak hukuk danışmanlarının da 'ödemeyin' talimatına rağmen, Gürüz tarafından ödemelerin eksiksiz yapıldığını ve kurumun zarara uğratıldığını anlattı.

"GÜRÜZ'ÜN ARKASINDA TÜSİAD VAR"

Komisyon üyeleri, Gürüz'ün kimden destek aldığını sordular. Yine YÖK eski yöneticileri, "Arkasında bilinenlerin dışında TÜSİAD var" iddiasında bulundular. Bir komisyon üyesi de Gürüz'ün kısa sürelerde YÖK Başkanlığı'na kadar yükseldiğini ve bunun gerekçelerini sordu. Eski yöneticiler de, "Elimizde belge yok. Ancak mevzuatta öngörülenden daha kısa süre doçentlikte bekledi" dedi.

Kurumda çalışan sekreterin sorulara cevap vermekten kaçınması ise, Komisyon Başkanı Mustafa Gül'ün tepkisine neden oldu.

GÖREN: DEMİREL'İ KİM ETKİLEDİ?

FP Genel Başkan Yardımcısı Ali Gören, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanlığı'na Kemal Gürüz'ün yeniden atanmasının, "yeni bir 'çıbanbaşı' olarak gündeme oturduğunu" öne sürerek, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın hangi etkide kaldığını merak ediyoruz" dedi.

Gören, düzenlediği basın toplantısında, ülkeyi yönetenlerin, sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar üretme yolunu tercih ettiklerini savundu.

YÖK Başkanlığı'na Kemal Gürüz'ün yeniden atanmasının, kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yarattığını öne süren Ali Gören, şunları kaydetti:

"Cumhurbaşkanı'nın, bu seçimi nelere dayandırdığını bilemiyoruz. Ancak bu kararı hür olarak almadığı anlaşılıyor. Kararın hangi etkiyle alındığını, sayın Cumhurbaşkanı'nın hangi etkide kaldığını merak ediyoruz ve açıklamasını bekliyoruz."

Gören, Türkiye'de son zamanlarda, "Çek kaosu" yaşandığını ifade ederek, "Bankalar her başvuruda bulunana kolayca çek veriyor. Karşılıksız çek sayısı çok arttı. Bankalar verdikleri çekin karşılığına da garantör olmalı" dedi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Hatipoğlu taburcu oldu

DİYARBAKIR

Fazilet Partisi Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu, tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Hastanesi'nden taburcu edildi. Bürosunun önünde uğradığı saldırı sonucu yaralanan FP Milletvekili Hatipoğlu'nun Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde süren tedavisi tamamlandı. Saat 23.00 sıralarında yakınları tarafından hastaneden alınan Hatipoğlu, evinde istirahate çekildi. Öte yandan, Hatipoğlu'na saldırı olayıyla ilgili Diyarbakır'da gözaltına alınan eski FP Diyarbakır Merkez İlçe Başkanı Ahmet Gök ile eski FP Diyarbakır İl Başkanı Ali Elbey'in yakını olduğu öğrenilen İbrahim Lale, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ekiplerince Ankara'ya getirildi. Önce Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne getirilen Gök ve Lale, daha sonra Adli Tıp'a götürülerek sağlık kontrolünden geçirildi. Gök ve Lale'nin sorgusuna, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde başlandı.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Bırakın, halk yardımını kendisi yapsın

İSTANBUL

Anasol-M hükümetinin 17 Ağustos depreminin ardından bölgeye yapılan yardımları engellemesinin yanısıra, deprem vergisi adı altında ek vergi çıkararak depremzede vatandaşları Ramazan'da da sefalete mahkum etmesine bölge milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden büyük tepki geldi.

ÖNEMLİ TEKLİF

Deprem bölgesine yardım götürmek isteyen sivil toplum örgütleri ve vatandaşların yardımlarını engelleyen hükümetin, depremzedeleri sefalete mahkum etmesini engellemek için bölge milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden önemli bir teklif geldi.

EN AZINDAN RAMAZAN'DA....

Hükümetin çıkardığı genelgelerle deprem bölgesine yardım götürülmesinin engellendiği belirtilen teklifte, şunlara dikkat çekildi: "Hükümet yardımları sözde tek elde toplanmayı hedeflerken, depremzedeleri sefalete mahkum ediyor. İdrak ettiğimiz Ramazan ayında oruç tutacak olan depremzedelerin aç ve sefil bir şekilde kalmaması ve bayramı da sefalet içinde geçirmemesi için en azından vatandaşların fitre ve zekatlarını götürmesini engelliyor. Bu bakımdan zekat ve fitre ayı olan Ramazan'da bari vatandaşın yardımlarını bizzat bölgeye götürmesine müsade edilsin. Ayrıca sivil toplum örgütlerien çıkarılan zorluklar da kaldırılsın."

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Sağlık Bakanı'na hakaret davaları

ANKARA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yazılarında Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un kişilik haklarına hakaret ettikleri gerekçesiyle, bazı gazetelerin köşe yazarları ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında dava açtı. Ankara Basın Savcısı Levent Tacer, Durmuş'un avukatı Sedat Aksakallı'nın suç duyuruları üzerine başlattığı 6 ayrı soruşturmayı tamamladı. Gazeteciler hakkındaki davalar, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne açıldı. Dava açılan gazeteler şunlar: Cumhuriyet, Posta, Star.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Çiller, iftarını depremzede çadırında yaptı

DÜZCE

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Ramazan ayının ilk iftarını Düzce'de depremzedelerin çadırında açtı. Çiller, burada bir gazetecinin sorusu üzerine, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini istediklerini açıkladı. DYP lideri Çiller, beraberindeki 12 milletvekili ile birlikte 17 Ağustos ve 12 Kasım tarihinde meydana gelen depremlerde zarar gören Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'yı ziyaret etti. İftarını depremzedelerle çadırda açan Çiller, ilk olarak geldiği Bolu'da Vali Nusret Miroğlu'ndan bilgi aldı. Vali Miroğlu, depremin hemen ardından yaşanan çadır sıkıntısının şu anda yaşanmadığına dikkat çekerken, kışlık çadır ihtiyaçlarının devam ettiğini bildirdi.

Çiller, Ramazan'ın ilk iftarını da üç depremzede ailenin kaldığı bir çadırda açtı. Burada depremzedelerle sohbet eden Çiller ile depremzedeler arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Fatma Develi isimli ev sahibesi, "Çadırımızı nasıl buldunuz? Biz şakaya vurduk. Kaddafi'nin çadırına benzetiyoruz." sözlerine Çiller, "Gördüm o çadırı. Ancak burası daha sıcak ve samimi" dedi.

CUMHURBAŞKANINI HALK SEÇSİN

Çiller, daha sonra basın mensuplarının cumhurbaşkanlığı ile ilgili sorularını cevapladı. Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden yana olduklarını ifade eden Çiller, şunları söyledi: "Biz cumhurbaşkanlığı seçiminde cumhurbaşkanını halk seçsin diyoruz. Niye halk seçmesin ki, fedakarlığı, sağduyuyu onlardan bekliyoruz. Ama cumhurbaşkanlığı seçimine 'Biz sana güvenmiyoruz' diyorlar. Makam olunca halkı adam yerine koymuyorlar. Cumhurbaşkanını millet seçerse o cumhurbaşkanı tıkanıklık döneminde meclisi seçime götürebilir. Halk değil de ille de meclis seçsin derlerse, biz meselenin Türkiye'yi boğmasına izin vermeyiz." Çiller daha sonra çadır kenti ziyaret etti.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



"Türkiye, insan hakları ve demokrasisini düzeltmelidir"

ANKARA

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türk yargıcı Rıza Türmen, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliğinin Atatürk'ün başlattığı modern devlet projesinin bir adımı olduğunu belirterek, 'Bunun başarıyla tamamlanması isteniyorsa, Türkiye insan hakları ve demokrasi alanında yeni adımlar atmalıdır' dedi.

Türmen, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin kabul edilişinin 51. yıldönümü dolayısıyla, Yargıtay'da, 'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye' konulu bir konferans verdi.

Konferansın sunuş konuşmasını yapan Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, demokrasinin, özgürlük, önyargısız düşünme anlamına geldiğini belirterek, bu ülküden sapmanın, tekdüzeliğe yol açacağını söyledi.

Doyurucu hukuk, güvenilirlik, saydamlık, bilginin aktarılabilirliği ve yasaların anlaşılırlığı konularında çeşitli bilim adamlarının görüşlerinden örnekler veren Selçuk, Türkiye'nin de bu yola yavaş yavaş girdiğini belirtti. Bu konuda yasama organına büyük görev düştüğünü kaydeden Selçuk, 'Yasama organının benimsediği bazı yasalarda çok büyük eksikler görüyorum' dedi.

AİHM'ye Türkiye aleyhine açılan davaların çokluğunun ürkütücü boyutlarda olduğunu kaydeden Selçuk, Türmen'in AİHM'de Türkiye'nin temsilcisi olarak değil, yargıç olarak bulunduğunu anımsattı. Selçuk, bu nedenle, Türmen'in tarafsız olmanın ve hukuku yerine getirmenin gereklerini yapacağını kaydetti.

Türkiye'nin arayışların çokluğu ve 'kazanılan siperler gözönüne alındığında iyi bir yola girdiğini' ifade eden Selçuk, 'Ülkemiz, AİHM'nin gereklerine uyan bir ülke olacak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyan bir yörüngeye girecektir' diye konuştu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Enerji ihalelerinde "TAHKiM" reddedildi

TBMM Adalet Komisyonu'nda, Danıştay tarafından iptal edilen eneji ihaleleri için tahkime başvurma yolunu açan hükümet önerisi reddedildi. Görüşmeler sırasında milletvekilleri arasında tartışma çıktı.

TBMM Adalet Komisyonu'nun dünkü toplantısında, uluslararası tahkime imkan veren Anayasa değişikliğine uyum amacıyla hazırlanan, Danıştay ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda değişiklik öngören Yasa Tasarısı kabul edildi. Komisyonda, tasarının, Danıştay tarafından iptal edilen eneji ihalelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ve Hükümet tarafından da desteklenen önerge reddedildi. Tasarıya göre, Danıştay, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında düşüncesini iki ay içerisinde bildirecek.

Tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davalara Danıştay ilk derece mehkemesi olarak bakacak.

Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birininin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar Danıştay'da görülecek.

TARTIŞMALAR

ANAP Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, DSP Samsun Milletvekili Yekta Açıkgöz ve MHP Nevşehir Millevtekili İsmail Çevik, 1 Ocak 1998 tarihinden, bu yasanın yürürlüğe gireceği tarihe kadar geçen süre içinde imzalanmış bulunan kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde aksine hüküm olmadıkça, yürürlük tarihinden sonra doğacak uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesini öngören ortak bir önerge verdiler. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk önergeyi, Hükümet olarak benimsediklerini söyledi.

Bazı milletvekilleri, hangi sözleşmelerin yapılacak düzenlemenin içine girdiğini sorunca Adalet Bakanı Türk, çoğu enerji dağıtım ihalesi olan sözleşmeleri okudu.

Bunun üzerine FP Adıyaman Milletvekili Mir Dengir Fırat, 'enteresan bir madde' yorumunu yaptı. Fırat, bazı bakanların, tahkim yasası ile ilgili milli iradenin nasıl tecelli edeceğini bilerek bazı anlaşmalar imzaladıklarının anlaşıldığını savunarak, 'TBMM'nin üyesi olmaktan hicap duymaya başladım' dedi. Fırat'ın bu sözleri üzerine, ANAP Sinop Milletvekili Yaşar Topçu ile arasında şu tartışma geçti:

'-Topçu: Hicap duyuyorsan bırak git.

-Fırat: Sen her şeyi biliyor sanma kendini.

-Topçu: Burası nezih bir yer. Köy kahvesi değil, kır kahvesi değil. Hicap duyan varsa istifa etsin. Ağzınızdan çıkana dikkat edin.

-Fırat: Ağzımdan ne çıkacağını size soracak değilim. Milletvekilinin yenisi eskisi yoktur. Kendini kimseden üstün görme.'

Fırat, komisyon toplantısını terketmek üzere ayağa kalkarken, Başkan Emin Karaa toplantıya 10 dakika ara verdi. FP'li Fırat toplantıdan ayrıldı.

Aradan sonra yapılan oylamada, kabul ve ret oyları eşit çıktı. Komisyon Başkanı Emin Karaa, önergenin reddedildiğini bildirdi. Önergeye, MHP Kilis Milletvekili Mehmet Nacar, Kahramanmaraş Milletvekili Edip Özbaş, DYP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, DYP Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım, DSP Bursa Milletvekili Ali Arabacı ve FP Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ret oyu verdiler.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Kıbrıs ve Ege'de ne gibi tavizler verildi?

ANKARA

DYP Grup Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük, Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) aday üye olarak ilan edilmesi konusunda, 'Henüz bir şey söylemek için erken' dedi. Bedük, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Helsinki'de yapılan toplantıda Türkiye'nin aday ülke olarak ilan edilmesinden büyük memnunluk duyduklarını ve bunu 'mükteseb hakkın teslimi' olarak gördüklerini söyledi. 'Türkiye AB'ye girmeliydi, bu hakkıydı' şeklinde konuşan Bedük, şöyle konuştu:

'Ancak, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda ne gibi şartlar koyduğuna ilişkin bize şu ana kadar gelen bir bilgi yok. Ege adaları, Kıbrıs ya da Yunanistan'ı memmun edecek bir taviz istenmiş midir? Bunları bilemiyoruz. Bu konuda bir karar alınmışsa fevkalade yanlıştır.' Saffet Arıkan Bedük, AB'ye aday ülkelerden istenen şartlar ne ise Türkiye'den de aynı şartların, kriterlerin istenmesi gerektiğine işaret etti.

TBMM'NİN ÇALIŞMASI

DYP Grup Başkanvekili Bedük, TBMM Genel Kurulu'nu çalıştırmanın öncelikle iktidarın görevi olduğunu belirtti. İktidarın bazı yasaların öncelikle çıkması gerektiğini bildirerek, TBMM Genel Kurulu'nun çalışma saatlerini uzattığını ifade eden Bedük, 'İktidar partisine mensup milletvekilleri toplantıya katılmayarak, bu konuda samimi olmadıklarını ortaya koymuştur' dedi.

EGE VE KIBRIS

Bu arada; Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Türkiye'nin adaylığının resmen açıklanmasının ardından, Türkiye için de diğer aday ülkelerle aynı şartların geçerli olduğunu söyledi. Fischer, Helsinki zirvesi çerçevesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin adaylığı konusuna ilişkin varılan uzlaşmanın en önemli noktasının Türkiye için diğer aday ülkelerden farklı bir şartın öne sürülmemesi olduğunu bildirdi.

Fischer, Türkiye'nin de diğer aday ülkelerle eşit biçimde ele alındığını kaydetti.

Alman Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin adaylığının açıklanmasının ardından; Ankara ile Helsinki arasında görüş alışverişinin sürdüğünü bildirdi.

Fischer, Kıbrıs ve Ege sorunlarının taslak metnin son halinde yer aldığı haberlerini de doğrularken, ayrıntılar hakkında bilgi veremeyeceğini, bunun dönem başkanlığına düştüğünü bildirdi. Fischer, taslak metinde Ege sorunlarına ilişkin 2004 tarihine atıfta bulunulduğunu da doğruladı, ancak ayrıntı vermedi.

FARUK ŞEN: MANTIK KAZANDI

Bu arada; Türkiye Araştırmalar Merkezi Direktörü Faruk Şen, Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de yapılan AB zirvesinde Türkiye'nin AB'ye aday ülke olduğu konusunda görüş birliğine varılmasını 'mantığın zaferi' olarak değerlendirdi. Şen, dün yaptığı yazılı açıklamada, beklenenin gerçekleşmiş olduğunu belirterek, 'Aklın yolu birdir. AB'nin bu kararı, Türkiye'nin demokratik geleceğine olan güveninin de simgesidir' dedi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Balıkesir'de deprem

BALIKESİR

Balıkesir'de, merkez üssü ilin güneydoğusu olan hafif şiddette bir deprem meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, saat 13.59'da, 3,6 şiddetinde meydana gelen deprem, Balıkesir ve çevresinde hissedildi. Depremin herhangi bir can ve mal kaybına yol açmadığı bildirildi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Papa, Irak'a gitmiyor

VATİKAN

Katolik dünyasının ruhani lideri 2. Jean Paul'ün Irak'a gitmeyeceği açıklandı. Vatikan sözcüsü, 'Iraklı yetkililer, ülkelerinin ambargo ve uçuş yasağı yüzünden içinde bulunduğu anormal koşullar ve bölgedeki durum itibarıyla, Papa'nın ziyaretinin uygun şekilde yapılamayacağını bize bildirdiler' dedi. Papa 2. Jean Paul'ün 2000 yılının başında Irak'a gitmesi öngörülüyordu.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Yargıtay'da mektup şoku

ANKARA

Ankara'nın hukukçuları, "Yargıtay Onursal Başkanı ve üyeleri adına" imzasını taşıyan ve Yargıtay gündeminde ele alınan şok ihbar mektubunu konuşuyor. Dün, başta Yargıtay olmak üzere, Danıştay'da, Sayıştay'da, DGM'de ve diğer adli birimlerde gün boyunca, belli ilişkilerin, isim, yer ve zaman belirtilerek anlatıldığı ilginç mektup konuşuldu. Mektupta ismi geçen adalet mensuplarına gün boyunca telefonlar geldi.

CAMİAYI ÇOK İYİ BİLEN BİRİ

Dün, Yargıtay'da AİHM yargıcı Rıza Türümen'in konferansı dolayısıyla düzenlenen etkinliğin öncesinde ve sonrasında dabu konu konuşuldu. İsminin yazılmaması kaydı ile bir değerlendirmede bulunan çok üst düzey bir Yargıtay mensubu, "Mektubu kaleme alanlar, camiayı yakından tanıyan birileri. Buna şüphe yok" dedi.

MUTLAKA ARAŞTIRILMALI

Ankara'nın önde gelen avukatları da, böylesine şok iddialarla işlenen bir mektubun, bir oldu bittiyle yok sayılamayacağını ifade ederek, "Buradaki iddialar teker teker çürütülmeden, adalet camiası huzur bulmaz" diye konuştular.

SAVAŞ SESSİZ

Mektupta, çarpık ilişkilerde bulunduğu iddia edilen Vural Savaş, konu hakkında sessiz kalmayı tercih etti. Makamından aradığımız Savaş, gönderdiği mesajda, konuşmaya gerek görmediğini belirtti. Kamuoyu ve özellikle Adalet camiası, mektupta belirtilen isimlerin bahse konu yolsuzluklara ve çarpık ilişkilere bulaşıp bulaşmadığı konusunda açıklama beklentisi içine girdi.

Sayfa Başına Dönmek İçin Tıklayın



Midyat'ta kanunsuz gözaltı

İSTANBUL

İnsan Hakları Beyannamesi'nin kabulünün 51. yıldönümünde Türkiye'deki insan hakları ihlallerine her gün bir yenisi ekleniyor. Ülkemizde bir yandan Yusuf Kenan Doğan gibi hakkında birçok şaibe bulunan kişilerden oluşan Danıştay 8. Dairesi, Anayasa'da belirtilen inanç ve giyim kuşam özgürlüğüne rağmen başörtüsüne karşı karar alırken; Midyat ve köylerinde, 1 Aralık günü Hizbullahçı oldukları iddiasıyla gözlem altına alınan yaklaşık 100 vatandaştan haber alınamıyor.

HABER ALINAMIYOR

1 Aralık'ta, emniyet ve jandarma güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda gözlem altına alınan yaklaşık 100 vatandaştan emniyet tarafından alınan 7'si serbest bırakılırken, jandarma tarafından gözlem altına alınanların serbest bırakılmasının yanı sıra nerede oldukları hakkında haber bile alınamadığı öğrenildi.

"BATI'YI BIRAK TÜRKİYE'YE BAK"

Mardin'e bağlı Söğütlü, Çavuşlu, Acılı ve Şen köylerinde "Hizbullahçı operasyonu" adı altında yapılan baskınlarda gözlem altına alınan vatandaşların aileri, uygulamaya ateş püşkürüyor. Yakınlarının gece baskınıyla jandarma merkezine götürüldüğü geceden itibaren kendileriyle görüştürülmediğini belirten aileler, hükümetin Batı'ya karşı insan hakları konusunda şirin görünmek için uğraş vermesi yerine, kendi dertlerine derman olmasını istiyorlar.

Sözde "Hizbullah baskını"ndan sonra evlerinde tefsir ve değişik kitap bulunduğu gerekçesiyle gözlem altına alınan ve 10 gündür içeride bekletilenlerin bazılarının isimleri şu şekilde: "Mehmet Salih Aygün, Abdülhalim Aygün, Engin Aygün, İsmail Oğuz, Abdullah Kızılçınar, Zeki Yarbay."