E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

ÇEŞİTLİ MESELELER

Yusuf Kerimoğlu

BOLU'dan Şeref GÜNBAY/ Mektubunuzda: "Hüküm kelimesinin luğat ve ıstılahi manası, değişik şekillerde ifade edilmektedir. Fıkıh usulü kitaplarında; hükümlerin değeri konusunda, delalet ve sübut kavramları kullanılmaktadır. Delaleti ve sübutu zanni olan hükümlerin emir sigasıyla gelmesi vacibi, nehiy sigasıyla gelmesi ise mekruhu ifade ettigi belirtilmektedir. Bazı kaynaklarda vacibin terki tahrimen, sünnetin terki tenzihen mekruhtur" hükmü yer almaktadır. (...) Tahrimen mekruh ile tenzihen mekruh arasındaki delil farkı nedir? diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Önce hüküm kavramı üzerinde duralım. Hüküm; Arapça bir kelime olup "Ha-Ke-Me" fiilinden masdardır. Lugatta "karar vermek, bir şeyi, diğer bir şeye isbat veya nefy suretiyle isnad etmek, güç ve tahakküm" gibi manalara gelir. İslami ıstılahta:" Mükellefin fiillerine iktiza eden (talep, tağyir veya tavsiye yoluyla) hitab-ı ilahinin eserine hüküm denilir" şeklinde tarif edilmiştir. Bu izahtan sonra "Tahrimen mekruh ile tenzihen mekruh arasındaki delil farkı nedir?" sualinize geçebiliriz. Her halin veya hareketin, sarih ve kat'i delili bulunmayabilir. Ancak bazı nasların hikmetleri ve illetleri dikkate alınarak, o halin veya hareketin mar'ruf olmadığı tesbit etmek mümkündür. (1) Bu tesbit, kerahat hükmünü gündeme getirir. Ömer Nasuhi Bilmen: "Terki racih olup, işlenmesi hakkında kat'i bir nehiy bulunmayan fiildir ki; terki memduh, irtikabı mezmundur" (2) şeklinde tarif etmiştir. Usul uleması: "Mekruh hususi yasak delili bulunmayan şeydir. Mesela: bir vacibin ve sünnetin terkini içine alan fiil böyledir. Vacibin terki tahrimen mekruh, sünnetin terki tenzihen mekruhtur. Tesbit için delilin iyi bilinmesi gerekir" hükmünü benimsemiştir. Bazı muteber kaynaklarda şu tarife yer verilmiştir "Kerahat-ı tahrimiye ile mekruh olan şey İmam-ı Muhammed'e göre haramdır. Kesin nass bulunmadığı için, haram lafzı kullanılmamıştır. İmam-ı Azam (rh.a) ile İmam-ı Yusuf 'a(rh.a) göre; kerahat-ı tahrimiyye harama yakındır. Ancak haram değildir. Kerahat-ı tahrimiyye ile mekruh olan şeyin harama yakınlığı, vacibin farza yakınlığı gibidir. Kerahat-ı tenzihiye ile mekruh olan ise, helale daha yakındır"(3) Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

HOLLANDA'dan Seyfeddin ÖNER/ Mektubunuzda: "Bir cemaate mensup olan işçi kardeşlerimiz; Kur'an-ı Kerim'in, Müslümanların anayasası olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddialarını "Anayasamız Kur'an" sloganıyla ifade ediyorlar ve siyasi tartışma malzemesi olarak kullanıyorlar. (...) Bu iddia doğru ise; Resul-i Ekrem (sav)'in Medine'de hazırladığı ve tarafların rızasıyla yürürlüğe koyduğu anayasa yanlıştır. Osmanlı döneminde; halife ikinci Abdülhamid'in yürürlüğe koydugu 1876 anayasaya baktığımız zaman, Kur'an-ı Kerim olmadığını görürüz. (...) Kısaca sualim şudur: Kulağımıza çok hoş gelen "Anayasamız Kur'an" sloganı, doğru mudur, değil midir?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Anayasa hukuku iktidar sahipleri ile vatandaşlar arasında; yetki, hak, görev ve sorumlulukların karşılıklı olarak belirlenmesinden kaynaklanan bir hukuktur. Osmanlı devletinde; Halife İkinci Abdülhamid'in yürürlüğe koyduğu ilk anayasa (1876) "Teşkilat-ı Esasiye Kanunu" olarak isimlendirilmiştir. Anayasalarda yer alan hükümler; devletin ve vatandaşların ihtiyaçlarına göre değiştirilebilir. Dolayısıyle bahsettiğiniz cemaatin kullandığı "Anayasamız Kur'an" sloganı yanlıştır. Zira Kur'an-ı Kerim, insanların arzularına, zamana ve mekana göre değiştirilemeyen ilahi bir kelamdır. İslam uleması'nın; Kur'an-ı Kerim'i tarif ederken, bu keyfiyeti esas aldığı sabittir:" Allah (cc) tarafından ve cebrail vasıtasıyla, Resul-i Ekrem (sav)'e indirilmiş olan, O'ndan bize tevatürle nakledilen muciz kelama Kur'an-ı Kerim denilir.(4) Muhakkak ki Allah'ın(cc) kitabı, bütün insanlar için rahmet ve hüccettir. Bize indirildiği gibi, eksiksiz olarak gelmiştir. (5) İslam'a ihlasla teslim olan insanlar; Kur'an-ı Kerim'de aradıkları meselelerin hükmünü veya hidayete götürücü delilini bulabilirler. (6) Fakat Kur'an-ı Kerim; anayasa hukuku değil, ilahi kelam (kelamullah) vasfına haizdir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İktidar sahiplerinin ve vatandaşların; karşılıklı rızasına dayanan anayasa hukukuna, tarafların ihtiyaçlarına göre yeni hükümlerin eklenmesi de mümkündür. Buna mukabil; Kur'an-ı Kerim'de ve mütevatir sünnette yer alan hükümlerin, iktidar sahipleri veya vatandaşlar tarafından değiştirilmesi imkansızdır. Muhkem ve müfesser nasslarla sabit olan hükümleri; anayasa maddesi gibi değerlendirmek, onların da değişebileceği gibi batıl bir zanna vesile olabilir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400 C: 5 Sh: 308.

(2) Ömer Nasuhi Bilmen-Hukuki İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu-İst.: 1976 C: 1 Sh: 34 Madde: 170.

(3) İmam-ı Merginani-El Hidaye şerhu Bidayetü'l Mübtedi- Kahire: 1965 C: 4 Sh: 78, Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve Heyet- A. g. e. C: 5 Sh: 308.

(4) Molla Hüsrev- Mir'at El Usul-İst.: 1307 C: 1 Sh: 33.

(5) İmam Abdülaziz El Buhari-Keşfu'l Esrar-İst.:1308 C: 2 Sh: 361.

(6) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 bsm) Sh: 2