E-mail: ykerimoglu@akit.com.tr

Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Hastalık ve İhtiyarlık

Yusuf Kerimoğlu

ANKARA'dan Muzaffer ŞİMŞEK/ Mektubunuzda; "Hidayet rehberi olan ve hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'an-ı Kerim'in indirildiği Ramazan-ı Şerif ayının, bütün İslam alemine hayırlı olmasını Allah'dan niyaz ederim. Ben, emekli olan ve değişik hastalıkları bulunan bir Müslümanım. (...) Geçtiğimiz yılın Ramazan ayında; akrabam olan ve namaz kılmayan bir doktorun bütün itirazlarına rağmen oruç tuttum. Fakat son birkaç günü, iyice rahatsızlandığım için tutamadım ve daha sonra kaza ettim. (...) Akrabam olan doktor, 'Ne olursun bu yıl tutma!.. Yüksek tansiyonun şakası olmaz. Beyin kanamasından ölebilirsin' diyerek beni uyardı. Ben de kendisine, emr-i bi'l ma'ruf niyetiyle şu teklifte bulundum: 'Eğer sen oruç tutarsan, sözüne itibar eder ve fidye veririm.' (...) Bütün ilmihallerde hastalık, oruç tutmamayı meşru kılan özürler arasında sayılmaktadır. Fakat hastalığın sınırı nedir? Hastalık hastası olan insanlar vardır. Oruç tutmamayı meşru kılan hastalığın durumunu kim tesbit edecektir? (...) Ben altmış iki yaşındayım. Fakat kendimi genç hissediyorum. İlmihal kitaplarında; oruç tutmamayı meşru kılan ihtiyarlık, şeyh-i fanilik olarak nitelendirilmektedir. Bir insan kaç yaşında şeyh-i fani olur? Hastalığı veya ihtiyarlığı sebebiyle oruç tutamayan bir kimsenin vereceği fidye, her yıl resmen açıklanmaktadır. Fakat bu fidye miktarı, fakir olan bir insanın bir günlük nafakası değildir. Daha fazlasını vermek caiz midir?" diyorsunuz.

CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Hastalık ve aşırı ihtiyarlık (şeyh-i fani) hali, oruç tutmamayı mübah kılan özürlerdendir. Kur'an-ı Kerim'de mealen, "Ey iman edenler!.. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız... Ramazan ayı sayılı günlerdir. Artık sizden kim ( o ayda) hasta yahud sefer halinde olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. (İhtiyarlığından veya şifa ümidi olmayan hastalığından dolayı) Oruç tutmaya gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye lazımdır. Bununla beraber kim gönül isteği ile bir hayır yaparsa, işte bu onun için daha hayırlıdır" (El Bakara Suresi: 183-184) hükmü beyan buyurulmuştur. Oruç tutmamayı mübah kılan özürlerin başında hastalık gelir. Hasta olan mükellef; nefsinin veya bir uzvunun zarar görmesinden endişe ederse, oruç tutmaz. Bu, icma-i ümmet'le sabittir.(1) İmam-ı Merginani, "Hastalığın artması veya uzaması, bazen ölüme vesile olabilir. Bu durumda, ondan sakınmak (artmasından veya müzmin hale gelmesinden kaçınmak) vacib olur"(2) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Oruç tutmamayı mübah kılan hastalığın tesbiti; Müslüman ve kamil bir doktorun teşhisiyle, zann-ı galiple ve tecrübeyle sabit olur."(3) İbn-i Abidin, bu meseleyi şöyle izah etmiştir: "Kamilden murad; tıb ilminde yeterli bilgisi olan doktordur. Az bilgisi olanın sözüne uymak caiz değildir. Bazılarına göre, adil olması şarttır. Zeylai kesinlikle buna kaildir. Ben derim ki; bu şartları haiz olmayan bir doktorun sözü ile amel eder de orucunu bozarsa, zahire göre keffaret lazım gelir. Nitekim alametsiz ve tecrübesiz orucunu bozsa, galebe-i zann bulunmadığı için keffaret lazımdır. Halk bundan gafildir."(4) Hasta olan mükellefin; oruç ibadetinin edası konusunda, mü'min ve mütehassıs bir doktorun sözüyle amel etmesi zaruridir. Zira bu vasıfları haiz olan doktor, bilirkişi (ehl-i hibre) durumundadır. Bu tesbitten sonra, "Bir insan kaç yaşında şeyh-i fani olur?" sualinize geçebiliriz. Muteber fıkıh kitaplarında; şeyh-i fani (aşırı ihtiyarlık) konusunda, değişik yaşlar zikredilmiştir. Genellikle ellibeş yaşında veya daha yaşlı olan insanlara, ihtiyar vasfı verilmiştir. Ancak şeyh-i fanilik vasfının, insandan insana değişiklik arzetmesi de mümkündür. İnsanoğlunun içinde bulunduğu durum, geçirdiği hastalıklar veya diğer sebeblerle farklılık arzedebilir. Bu sebeble yaştan ziyade, mahiyet üzerinde durulmuştur. Feteva-ı Hindiyye'de, " Şeyhi fani; ölümüne kadar her gün kuvveti noksanlaşan kimsedir ki, bunlar tekrar kuvvet bulmadan vefat ederler. Bu durumda olan kimseler, dilerlerse, fidyelerini Ramazan-ı Şerif ayının başında bir defada verebilirler. İsterlerse fidyeyi ayın sonuna bırakırlar. Fidye verdikten sonra oruç tutmaya gücü yeter hale gelen yaşlı kimselerin, vermiş olduğu fidyesinin hükmü batıl olur. Bu kimsenin önceden tutamamış olduğu oruçlarını kaza etmesi gerekir"(5) hükmü kayıtlıdır. Hastaların ve oruç tutmaya gücü yetmeyen ihtiyarların, bu ibadete bedel olarak fidye vermeleri farzdır. Fidyenin miktarı; buğday, arpa, hurma ve üzüm gibi yiyecek maddeleri esas alınarak hesaplanır. Asgari fidye miktarı: Buğdaydan yarım sa' (1.667 kg. ); arpa, hurma ve üzümden ise bir sa' (3.334 kg. ) olarak tesbit edilmiştir. Bunların bizzat kendileri verilebileceği gibi, bedelleri de verilebilir. Fidye veren mü'min; bununla bir fakirin, sahurda ve iftarda doyacağına inanmalıdır. Resmen açıklanan fidye miktarıyla bunun gerçekleşmeyeceğine inanıyorsa, daha fazlasını vermesi efdaldir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 207.

(2) İmam-ı Merginani- El Hidaye- Kahire: 1965, C: 1, Sh: 126.

(3) İbn-i Hümam- Fethu'l Kadir- Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 79.

(4) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar- İst: 1983, C: 4, Sh: 340.

(5) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- a.g.e., C: 1, Sh: 207